Nerede O Eski Ramazanlar...

Nerede O Eski Ramazanlar...
, Dosya

NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR…

Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde kuru hurmalarla, güllaçlarla şenlenen iftar sofralarının geleneği bozmamacasına bu yıl da en popüler sohbeti geçmiş Ramazanlara olan özlem "Ah, ah... Nerede o eski Ramazanlar?" Mahalle fırını önünde sıcak pide uğruna girilen sıralar, iftar özel programları, maaile oturulan özenle kurulmuş sofralar ve pek tabii ki gür sesiyle gecenin ayazında tek başına ritim tutan Ramazan davulcusu...

Geleneği bozmadan dedim ya, gerçekten de öyle. Ben kendimi bildim bileli bir özlemdir gidiyor maziye. Teknolojik gelişmeler ve sosyolojik değişim bu güzel adetlerin birçoğunu unutturmuş, bir kısmını da -toplum olarak yozlaştığımızdan- biz unutmayı tercih etmişiz maalesef…  Mesela artık çocuklar top patlamasını beklemiyor camlarda, esnaf iftara göre planlamıyor çalışma saatlerini… Bizce burada en büyük görev büyüklere yani önceki nesillere düşüyor. Zira eski gelenekler ve bilgiler ne kadar güzel aktarılırsa o kadar kolay yaşatılabiliyor.

 Bu sayımızda sizlere Düzce’de eski ramazan adetlerini derlemeye çalıştık. Geçmişte ninelerimiz, dedelerimizin mübarek ramazan ayını nasıl idrak ettiklerini, mükemmel gelenek ve görenekleri olduğunu görüyoruz biraz araştırınca…

RAMAZAN AYI ŞENLİK AYI OLURDU…

Türk kültüründe Ramazan ayının iftardan sahura kadar her gün süren bir şölen ve şenlik ayı olurdu.    Ramazan’ın Türkiye’nin her kentinde olduğu gibi Düzce’de de büyük bir coşku içinde geçerdi.  Ramazan ayı boyunca köyünden kasabasına kadar her yerde geleneksel yemeklerden oluşan irili ufaklı iftar sofraları kurulur; eş, dost, konu, komşu ve akraba bir araya gelir ve oruçlar birlikte açılırdı.

Aile fertleriyle birlikte çocukların da sahura kalkar ve öğlen vaktine kadar ‘tekne orucu’ tutardı. Ayrıca ilk defa tam gün oruç tutan çocuklara hediyeler verilirdi. Eskiden Ramazanlarda iftardan sonra ise herkes ailesiyle, Ramazan ayında halkı eğlendirmek için kurulan çadırlardaki eğlencelere giderdi. Osmanlı Dönemi’nde bu eğlencelere gitmek adettendi. Çadırlarda Karagöz-Hacivat, meddah, ortaoyunu, kukla ve ip cambazlarının gösterileri, âşık atışmaları, saz fasılları gibi eğlenceler düzenlenir, çocuklar ise oyunlar oynardı. Daha sonra eğlenceler gazeller, semailer, koşmalar, divanlar ve manilerle devam ederdi.

Köy meydanlarında da Ramazan eğlenceleri yapılır; büyük salıncaklar kurulur, köy seyirlik oyunları oynanır ve köy halkı bir araya gelerek sohbetler ederdi. Bu arada çocuklar da unutulmaz, ailenin yaşlı fertleri çocuklara masallar anlatır, bilmeceler sorar; onları hem eğitir, hem de eğlendirirdi. Bu geleneklerin hepsi olmasa da bir kısmı bugün hâlâ yaşamakta ya da bu yaşanmışlıkların son tanıkları tarafından aktarılmaktadır.

 İftar sofraları, erkekler için köy odasına, kadınlar için ise konak sahibinin evine kurulur. İftardan sonra erkekler köy odasında sohbet eder ve âşık oyunu gibi oyunlar oynayarak eğlenir; kadınlar da konak sahibinin evinde oyunlar oynayıp, türküler söyler. Ramazan’ın son günü arife günüdür ve bu günde genellikle bayram hazırlıkları ve mezarlık ziyaretleri ile geçer.

Eskiden fakirlerin gözdesi, zengin konakları idi. İsteyen istediği vakit hiç bir davet beklemeden, beğendiği bir konağın kapısını çalıp, “İftara Allah misafiri!” diyebilirdi ve bu asla o dönemde yadırganmazdı. Çünkü bu tür davetsiz misafirler için de ayrı ayrı sofralar hazırlanırdı. Evlerde iftar için 3 ayrı sofra kurulurdu. Birincisi evin beyi ve misafirleri, ikincisi evin hanımı ve misafirleri, üçüncüsü ise evin uşakları, misafirleri ve davetsiz misafirler içindi. Lakin her üç sofradaki yemekler de aynı olurdu. Orta halli ailelerde de yedi akşam komşulara iftar verilirdi.

Ramazanda evsizler, kimsesizler ve yoksullar unutulmaz, onların da iftar ve sahur yemekleri davulcular ve bekçiler eliyle zengin konaklardan gönderilirdi. Hatta ramazan başlamadan dileyen zenginlerin konakları numaralanır, sırası gelen iftarını sahurunu hazırlayıp bekçi veya davulcu vasıtasıyla yoksullara gönderirdi. Ramazanın sahavetinden hayvanlar da nasipsiz kalmaz, iftar ve sahur artıklarından başka, özel olarak kendileri için hazırlanan yiyeceklerden nasiplenirlerdi.

 Osmanlıdan gelen hoş bir âdet de Zimem defteridir. Bakkal, manav, kasap gibi esnafların tuttuğu borç defteri. Ramazanda zengin biri bakkala gelir ve zenginliği ölçüsünde “İlk 20 kişinin borcunu hesapla” der ve bu şahısların borcunu öderdi. Bazen de tek bir şahıs tarafından bu borç defteri kapatılırdı. Böylece fakirler borçlarından kurtarılırdı. Burada bir başka letafet daha vardı ki, o da ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilir, ne de ödeyen kimin borcunu ödediğini bilirdi. Böylece ne zenginde gurur, ne fakirde minnet olurdu. Büyük bir incelik gerçekten…

FARKLI KÜLTÜRLERİN GÜZELLİĞİ…

Düzce farklı kültürlerin bir arada yaşandığı bir kent.

Farklı kültürlerin ahengi şehre ayrı bir güzellik katıyor. Her ne kadar bir kısım adetlerimiz unutulmaya yüz tutsa da mümkün olduğu kadar yaşanıyor adetlerimiz. Geleneklerimiz göreneklerimiz. Örneğin Düzce’de eskiden iftardan önce köylerde oturan ev sahipleri Ramazan ayı geldiğinde camiye en yakın evden başlamak üzere sırayla - ki Düzce’de bu sıra işine "Keşik" denilirdi-  iftar için yemek hazırlanır bir tepsiye konulur ve sırası gelen iftardan 30 dakika önce caminin oturma odasına yemeği getirir kendisi de hazır bulunurdu.

Bunun sebebi; belki köye bir misafir gelirde iftar etmeye yer bulamaz aksam namazı için camiye gelirse iftar ettirilirdi. Eğer misafir yoksa aksam namazı için gelen kim varsa beraber oturulup oruç açılırdı. Bu sıra hiç şaşmaz bir sonraki sene kaldığı yerden devam ederdi. İnsanlar bu sırayı birbirlerine hatırlatmazlardı çünkü herkes sırasını büyük bir dikkatle takip ederdi.   

İFTAR YEMEKLERİ MEŞHURDU…

  Düzce’de o eskiden herkes tarlada, bağda bahçede çalışırdı. İftar sofraları yer sofrasıydı. Tahta kaşıklarla bir tastan içilirdi çorbalar. Kimse geç kalamazdı sofraya, herkes aynı anda otururdu. Büyüklerden birisi su isteyince, küçük hemen ayağa kalkar “buyur” derdi. Şimdi küçükler oturduğu yerden zor kalkıyor. İftara gelenler yatıya da kalırdı. Her gün biri olurdu. Televizyon yok, ışık yok oturur sohbet edilirdi.  Dedik ya Düzce farklı renklerin ahengidir diye.

 Düzce’de muhacirlerin oturtma tatlısı, tarhana çorbası, su böreği meşhurdur. Onlar sofralarda eksik olmazdı. Tarhana çorbasının adının ise darhaneden geldiğini anlatıyorlar yaşlılar...   

Boşnakların hamur işleri, özellikle börekleri meşhurdur. Boşnakların o leziz soğan dolması iftar sofralarını süslerdi. Çerkesler denilince akla gelen ve Çerkeslerin Ramazan sofralarının olmazsa olmazı olan Çerkes Tavuğudur. Eskiden cevizin yağını çıkara çıkara yapılırdı. Şimdi işin kolayına kaçılıyor.

ZAMANLA UNUTULMASI ENDİŞE YARATIYOR

Ramazan ayı boyunca gerçekleştirilen eğlenceler insanları bir araya getirmekte ve paylaşma, eğlenme, kaynaşma gibi işlevleri üstlenmekte… Kırsal kesimde kısmen yaşayan bu tür önemli geleneklerin kentsel alanda yeterince benimsenmemesi, zamanla unutulacağı endişesini doğurmaktadır. Ramazan eğlenceleri kültürünü yaşatmak ve aktarmak için yeni nesillere aktarma görevi yaşlılara, bu gelenekleri yaşatmak da belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına ve bizlere düşmektedir.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...