İdealist Ruh Akademik Ruha Dönüştü

İdealist Ruh Akademik Ruha Dönüştü
, Dosya
Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Abdurrahman İlğan, eğitimin temel unsuru olan öğretmenlerin eğitim süreçlerini, kendilerini geliştirmek için neler yapabileceklerini, öğretmenliği tercih edecek olan öğrencilerde olması gereken duysal alan özelliklerini ve öğretmenlik mesleğinin saygınlığını devam ettirebilmek için neler yapılması gerektiğini anlattı.

KÖY ENSTİTÜLERİNDE İDEALİST ÖĞRETMENLER YETİŞİYORDU

1940 ile 54 arasında köy enstitülerinde mesleği seven Cumhuriyet ilke ve değerlerini kabul eden öğretmenler yetiştirildi. Orada idealist öğretmenler yetişti. Sonra gelen kuşaklarda da idealist ruh vardı. Kırılma üniversiter yapıya geçince başladı. 82 yılından itibaren öğretmen yetiştirme programları üniversiteye devredildi. Eğitim fakülteleri kuruldu. Daha önce milli eğitime bağlı olan eğitim, üniversiteye geçtikten sonra durum değişti.

KÜRESEL ÇAPTA DAHA İYİ YETİŞMELERİ SAĞLANDI

Öğretmen okullarında idealist ruhu aşılıyorlardı öğretmen adaylarına. Üniversiter yapıda eğitim daha modern, daha akademik, daha bilgiye dayalı hale gelince idealistlik bir kenara bırakıldı. Üniversitelerde daha akademik eğitimler verildi. Öğretmen adaylarının küresel çapta daha iyi yetişmeleri sağlandı. Akademik eğitimler verilirken idealist öğretmen ruhu verilemedi.

ÜNİVERSİTELERİN BÖYLE BİR MİSYONU YOK

  1993-97 yıllarında 9 Eylül Üniversitesi’nde sınıf öğretmenliği okudum. 2001’den bu yana da üniversitede / akademide çalışıyorum. Öğretmenlik çok özgün değerli bir meslektir . O günden bu güne baktığınızda eğitim fakültelerinde idealist öğretmen yetiştirilmiyor, çünkü üniversitelerin öyle bir misyonu yok. Eğer öğretmen adayını yetiştiren hocanın öğretmen yetiştirme konusunda öyle bir farkındalığı varsa belki bu farkındalığı öğrencilerine yansıtıyordur. Ancak üniversitelere idealist öğretmen yetiştirelim diye bir misyon yüklendiğini düşünmüyorum.

HAVUZDAKİ ÖĞRETMEN ADAYI SAYISI ÇOK

Asıl sorun son yıllarda çok sayıda mezun olması. Havuza baktığımızda 500 bine ulaşan öğretmen adayı var. Eğitim fakültelerinden mezun olan her öğrenci öğretmen olmuyor. Farklı mesleklere yöneliyor.  Havuzdaki öğretmen sayısı da oldukça fazla olunca, hocalar mezun olacak her kişinin öğretmen olacağını bilseler muhtemelen daha idealist olacaklardır. Ama hoca da biliyor ki mezunların çoğu havuzda bekleyen aday öğretmenler arasında olacak, ya da başka meslekler seçecek. Sektör dışında çalışan bir sürü mezun var. Atama beklemektense büyük çoğunluğu polis oluyor mesela.

BİR YILLIK STAJER ÖĞRETMEN SÜRESİ YETERSİZ

Öğretmen akademisi yıllardır tartışılıyor. Nasıl polis akademisi varsa, milli eğitim akademisi de olmalı. Burada müdür, müdür yardımcısı, üst bürokratlar yetişsin deniliyor. Akademiye gerek yok bence. Zaten öğretmenler bir yıllık aday öğretmenlik süreci yaşıyor. Öğretmen gerçekten bu mesleği seviyor mu yetenekleri var mı bakılıyor. Şuana kadar hep bilişsel anlamda bakıldı. KPSS’den aldığı puana bakıldı ve o puana göre yerleştirildi. KPSS dışında duyuşsal alan ve psikomotor alanlar var. Bunlar bir öğretmen için çok önemli. Duyuşsal alan iyi bir insan mı? değerlendirmesinin yapıldığı bir alan. Öğretmen olacak kişi örnek bir kişi mi?, kişiliği öğretmenlik yapmaya uygun mu?, öğrencinin örnek alabileceği insani değerlere sahip mi? Güvenilir mi? ona bakılıyor. Kişinin insan sevgisi var mı? Öncelikle bunun ölçülmesi lazım. Bir de öğretmenin sanatsal yönü vardır. Becerisi de ölçülmüyor. KPSS ile alınıyor öğretmen, fakat bir yıllık stajyer öğretmenlik süresi yetersiz.

STAJER ÖĞRETMENLİK SÜRESİ 2 YILA ÇIKARILMALI

Mesela bakanlıklarda uzman yardımcısı ve müfettiş yardımcısı alınması için kariyer sınavları yapılıyor. Bu sınavlarla vergi denetmeni alınıyor. 3 yıl boyunca uzman veya müfettiş gibi ciddi eğitimler veriliyor. 3 yılın sonunda kişiye tez hazırlattırılıyor. Gerçekten iyi olanlar devam ediyor, olmayanlar ayrılıyor. Bence gayet güzel bir uygulama. Öğretmenlerde adaylık süresi 1 yıl ama 2 yıla çıkarılabilir. İki yıllık süreçte öğretmenin sanatsal alanı ve insani özellikleri ölçülebilir.

ÖĞRETMENİN İLETİŞİMİNİN ÇOK İYİ OLMASI GEREKİYOR

Öğretmen genel kültüre ihtiyaç duymalı, anlattığı formüllerin, içeriğin günlük hayatla ilişkisini kurabilmeli. Bir de pedagojik formasyon var. Öğretmen insani anlamda iyidir, örnektir, güvenilir bir insandır. Ancak eğitim, öğretim verebilecek yeteneğe sahip olmayabilir. TEOG’a göre düşük puanla meslek lisesine giden öğrenciye 45 dakika boyunca öğretim işi icra edebilmek zor bir iştir. İşte pedagojik formasyonun önemi burada ortaya çıkmaktadır. Öğretmenin iletişiminin, diksiyonunun çok iyi olması gerekiyor. Maalesef artık bunlar ölçülmüyor. İşte adaylık sürecinde bunları ölçmek mümkün. Mesleğe başlayan ve bir yıllık adaylık sürecini tamamlayan neredeyse herkes öğretmen oluyor. Adaylık sürecini tamamlayan her adayın başarılı bir şekilde öğretmen olması mümkün değil. Demek ki biz adaylık sürecinde hiçbir öğretmen adayını elemiyoruz.

ADAY ÖĞRETMENLERE DUYUŞSAL  VE PSİKOMOTOR ALANINDA SINAV YAPILMALI

Aday öğretmenlere bir yıllık adaylık sürecinde 240 saat eğitim veriliyor. Bu süreçte yasal mevzuatlar anlatılıyor. Temel eğitim, hazırlayıcı eğitim ve uygulamalı eğitim veriliyor. Bu eğitimleri tamamlayan adaylar sınava tabi tutuluyor. İşte bu sınavlar yeterince ciddiye alınarak yapılmalı. Sınavın içeriği tartışmalı. Yapılan sınavlarda aday öğretmenlerin bilişsel alanı ölçülüyor. Bu öğrenciler böylesine  büyük bir havuzdan gelmişse zaten bilişsel alanı yüksektir. Burada asıl olan duyuşsal  ve psikomotor alan. Yani adayların ders anlatma becerisi yüksek mi bunun ölçülmesi lazım. Bilişsel alan da ölçülmeli ama duyuşsal alandaki yeteneklerinin somut bir şekilde ölçüldüğünü sanmıyorum.

BİLİŞSEL VE DUYUŞSAL ALANDAKİ YETENEKLERİ 2 YILDA ÖLÇÜLEBİLİR

Öğretmen olacak aday erdemli olacak, yalan söylemeyecek, insan sevgisi olacak, hoşgörülü olacak. Bunlar ölçülebilir şeyler. İşte tüm bu bilişselik ve duyuşsal alandaki yeteneklerin tamamı 2 yıllık süreçte ölçülebilir. Bu süreçte öğretmenlik alanında gerçekten başarılı olacaklar ile olmayacakları ayırt etmek mümkün.

UYGUN OLMAYAN ÖĞRETMEN ADAYLARI BAŞKA MEMURUYETLERE YÖNLENDİRİLMELİ

Doğu toplumları olarak duygusal hareket ediyoruz. Gelişmiş toplumların sahip oldukları temel şeylerden biri duygularıyla hareket etmemeleri. Bizim temel değerlerimizden biri duygusal hareket etmemiz. Bir yıllık aday öğretmenlik süresinin sonunda ekmeğinden olmasın diyoruz. Yanlış yapıyoruz. Bir yıl boyunca bir öğretmenin gerçekten öğretmen olup olamayacağını ölçmek de çok zor değil.  Eğer öğretmen olabilecek özelliklere sahip değilse o kişiyi başka alanlara yönlendirmek gerekiyor. Bizler ise ekmeğinden olacak düşüncesiyle zayıf öğretmenleri de atayabiliyoruz. Halbuki vergi denetmenliğinde olduğu gibi, sınav sonrasında uygun olmayan adaylar başka kurumlara memur olarak aktarılabilir.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN EN SAYGIN OLDUĞU 3. ÜLKE TÜRKİYE

Üniversite sınavına giren ve bir eğitim fakültesini kazanabilecek puanı alan öğrencinin öğretmenliği seçmesindeki en önemli neden mesleğin saygınlığı ve iş bulma imkânı. Atatürk’ten bu yana öğretmenlik çok saygın bir meslektir. Ancak zamanla zayıfladığını söylemek mümkün. Özellikle öğretmenler, toplumun gözünde mesleğin saygınlığının orta düzeylere kadar düştüğüne ilişkin araştırma sonuçları mevcuttur. Ancak Avrupa’da Varkey GEMS Vakıfının yaptığı araştırmalarda öğretmenlik mesleğinin en saygın olduğu ülkeler arasında Türkiye 21 ülke arasında üçüncü sırada. Öğrenciler meslek tercihi yaparken, önce mesleğin saygınlığına sonra da iş bulma oranına göre tercih yapıyorlar.

PUANLARIN DÜŞMESİ DEMEK ÇOK MEZUN, ÇOK İŞSİZ DEMEK

Türkiye genelinde yaklaşık 100 eğitim fakültesi var. Çok eğitim fakültesi olması LYS’de eğitim fakültesi puanlarının düşmesi anlamına gelmektedir. Puanların düşmesi demek çok mezun, çok işsiz demek. Çünkü ne kadar çok puan düşerse, düşük profilli öğrenciler eğitim fakültelerini tercih eder. Bu da öğretmenlik mesleğini yapacak özelliklere sahip olmayanların da eğitim fakültelerinden mezun olmalarına olanak sağlar.

KORE’DE İLKOKUL ÖĞRETMENİ YETİŞTİREN TEK ÜNİVERSİTE VAR

 Kore'de ilkokul öğretmenleri Kore Devlet Üniversitesi’nde yetişiyor. İlkokul öğretmenini yetiştiren tek bir üniversite var ve puanları çok yüksek. Her mezunun iş garantisi var ve çok saygın oluyorlar, çünkü sayıları çok az ve seçilmişler. Ancak  iş ortaöğretim öğretmenliğine gelince aynı bizim ülkemizde olduğu gibi on binlerce aday var. Doğal olarak ortaöğretim öğretmenliği için gelen öğrencinin profili  düşük olmaktadır  

ÖNCE YETENEĞİ TEST EDİLİP SONRA FORMASYON VERİLEBİLİR

Bence öğretmen olmayacak kişilere formasyon verilmemeli. Çünkü havuzda bekleyen çok fazla aday var zaten. Önce bunların eritilmesi gerekiyor. Dışarıdan formasyon vermek sadece eğitimli iyi anne baba yetiştirmenin ötesine gitmiyor. Veya şu yapılabilir: Yetenekli kişiler, alan bilgisi ve genel kültür sınavından geçirilir, seçilir, öğretmen olarak atanır, ardından formasyon verilebilir. 

EĞİTİM FAKÜLTELERİNİN KONTENJANLARI DÜŞÜRÜLÜYOR

Havuzdaki fazlalık yavaş yavaş eritilmeye çalışılıyor. Son iki üç yıldır, eğitim fakültelerinin kontenjanlarında yüzde 10 azaltmaya gidildi. Yetkililer eğitim fakültesi kontenjanlarının bundan sonra daha da azalacağını ifade ediyorlar. Bunun yanında eğitim fakültelerinin ikinci öğretim programları kapatıldı. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümlerinin ikinci öğretimi kapatıldı. Özel eğitimin de kapatılacağı söylendi.   Bu geç kalınmış doğru bir karar. 

 

İSTİHDAM İMKANI OLURSA YÜKSEK PUANLI ÖĞRENCİLER DE GELİR

Mezun olanlar için istihdam imkânı çoksa, o bölüme yüksek puanlı öğrenciler gelir. Mesela rehber öğretmenlik çok yüksek puanla öğrenci alıyor. Çünkü her okulda rehber öğretmen istihdamı mümkün olmuyor. Öğrenci sayısına göre rehberlik öğretmeni istihdam edilmeli. Türkiye genelinde bin öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor. Mezunlar iş bulamayınca tercih etmiyorlar. İstihdam olduğu zaman yüksek puanlı öğrenciler gelir. Hocanın motivasyonu da artar. İstihdam alanı en yüksek olan rehberlik bölümüne, Düzce Üniversitesi’nde 40 binde yerleşiyor. Sınıf öğretmenliği 100 bin, Fen Bilgisi öğretmenliği ise 200 bini bulabiliyor.

İLKOKULDA SAĞLAM TEMEL ATILMIŞSA O ÇOCUK BAŞARILI OLUYOR

İlkokulda ilkokul öğretmeninin ne kadar başarılı olduğu çocuğun ondan sonraki hayatını etkiliyor. İlkokulda sağlam temel atılmışsa o çocuk başarılı oluyor. İlkokul dönemi düşük standartlarda geçmişse maalesef ileride ne kadar iyi eğitim alırsa alsın telafisi mümkün olmuyor. 

ÖĞRETMEN VE AİLE  PROFİLİNDE SORUN YOK. SORUN FINDIK GELİRİ OLABİLİR

Düzce’de ve tüm Türkiye’de eskiden eğitim başarı sıralamaları açıklanıyordu. Aslında o zaman rekabet oluyordu. Yetkililer kısmen baskı altında hissediyordu kendini. Artık sıralamayı açıklamıyorlar. Bence açıklanmalı. Düzce batıda coğrafi olarak çok uygun bir lokasyonda. Öğretmen ve ailenin sosyo ekonomik düzeyi önemli. Öğretmenler uzun yıllar burada kalabiliyor. Dolayısıyla tecrübeli öğretmenlerimiz de var. Öğretmen profilinde problem yok bence. Düzceli ailelerin durumu Türkiye ekonomisine oranla ortalarda, çok düşük değil. Yani aile profilinde de bir problem yok bence. Düzce’de akademik başarının olması gerekenin altında olmasının sebeplerinden birisi de fındık geliri var, ondan olabilir mi diye düşünüyorum.

ÖĞRENCİDE GELECEK ENDİŞESİ OLMAYABİLİR

Düzce gibi konumu iyi olan bir yerde başarı düşükse hakikaten bu problem var demektir. Fındık işi yabana atılmamalı. Bir öğrenci nasıl olsa fındık geliri var, durumumda iyi algısına sahipse bu çocuğun gelecek endişesi yok demektir. Dolayısıyla da okula gitme, derslerine çalışma ve sınavlarda iyi derece elde edip iyi bir meslek seçme, iyi gelirler kazanma endişesi duymayabilir.

EĞİTİM EŞİTTİR SADECE MESLEK DEĞİLDİR

Eğitim eşittir sadece meslek değildir. Eğitimin bunun dışında çok sayıda getirisi vardır. Bir arada yaşama kültürü, toplumda söyleyecek bir sözünün olması, bilinç sahibi olması, üretken olması, eleştirmesi, sorgulaması, dünya çeşitliliğinin farkında olması. Eğitim sadece iş bulma aracı değildir, bir çok kazanımı ve getirisi vardır. Bunun çok üstünde bir yaşam var. Dünyanın zenginliği var, hoşgörü, insan hakları, demokrasi, yaşamdan zevk alma, sanat tüketicisi olma, edebiyat-felsefe-şiir ile ilgilenme var. Tüm bunlara sahip olmanın yolu eğitimden geçiyor. Velilerin çocuklarını sadece iş bulmak için okutmamaları gerekiyor.

ŞUBAT AYINDA SINIF EĞİTİMİNDE YÜKSEK LİSANS ÖĞRENCİSİ ALACAĞIZ

Öğretmen adayı yetiştiriyoruz. Bunun dışında her eğitim fakültelerinin yaptığı gibi çeşitli araştırmalar yapıyoruz. Uygulayıcılar, milli eğitimdeki bürokratlar, öğretmenler, veliler istifade ediyor araştırmalarımızdan. Tezli, tezsiz yüksek lisans programlarımız var, doktora programımız var. Örneğin 2011-2012 öğretim yılında ABD’de lisans üstü yapan öğretmenlerin oranı yüzde 56, OECD ülkelerinde  yüzde 24, bizde bu rakam yüzde 7. Bizim de bu istatistiği yakalamanız lazım. Bu kapsamda eğitim fakültesi olarak çalışmalar yapıyoruz. Şubat ayında sınıf eğitiminde yüksek lisans programına öğrenci alımı da yapmaya başlayacağız.

EĞİTİM TALEP EDEN HİÇBİR KURUM VE KİŞİYİ GERİ ÇEVİRMEDİK

Haziran ve eylül aylarında mesleki gelişim çalışmalarımız var. Seminer talep eden okul müdürlerini geri çevirmedik. Önceki yıllarda talep oldu gittik yaptık. Fakültemize ne kadar talep gelirse hayır demiyoruz. Fakültemizin sosyal sorumluluğu kapsamında eğitim talep eden hiçbir kurum / kişiyi geri çevirmedik.

ÖĞRETMENLER LİSANS ÜSTÜ EĞİTİM ALMALILAR

Lisans üstü eğitimi bakanlığın teşvik etmesi gerekiyor. Günümüz bilgi toplumunda, bilginin her yıl ikiye katlandığı çağda lisans mezunu olarak emekli olmak kabul edilir değil. Öğretmenler lisans üstü eğitim almak durumundadır. 

BU İŞİ SEVİYORUM DİYEN ÖĞRENCİNİN GELMESİNİ İSTİYORUZ

Eğitim fakültesine gerçekten insan sevgisi olan, çocuk seven kişilerin gelmesini istiyoruz. Bu konuda öğretmenlerimizin de, başarılı, parlak, zeki çocukları öğretmen olmaları konusunda teşvik etmesi etik bir davranış olacaktır. Bu işi seviyorum diyen öğrencinin gelmesini istiyoruz. Motivisyonu güçlü olmalı.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...