VATANSEVER HER AİLE ÇOCUĞUNUN EĞİTİMİNİ ÖNEMSEMELİDİR

VATANSEVER HER AİLE ÇOCUĞUNUN EĞİTİMİNİ ÖNEMSEMELİDİR
, Dosya
Rota Öğrenci Etüt Eğitim Merkezi kurucusu eski kimya öğretmeni Mehmet Erol, Düzce’deki ve Türkiye genelindeki eğitimi değerlendirdi.

Mehmet Erol, Düzce’de özel eğitim sektörünün en eskilerinden biri. Mehmet Hoca, Atatürk’ün “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.” sözünü hatırlatarak başladığı sohbetimizde, eğitimin önemi, toplumun eğitime bakış açısı, Özel Öğretim Kurumları, eğitim sistemi ve TEOG sınavları hakkında düşüncelerini açıkladı.

Rota Öğrenci Etüt Eğitim Merkezi, 2 Eylül 2009 tarihinde, Güneş Tıp Merkezi karşısında Mehmet Akif Caddesinde hizmet vermeye başladı. Geçen yıl Cedidiye Mahallesi, Mimar Sinan Caddesi No: 75 adresine taşındık ve faaliyetlerimize burada devam ediyoruz. Yeni binamızda eğitim-öğretim için her türlü araç-gereç ve donanımı sağlayarak, daha modern koşullarda teknoloji destekli eğitim veriyor ve öğrencilerimizin ve velilerimizin beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.

Rota Eğitim olarak öğrencilerin bilimsel, sosyal ve kültürel gelişimlerini sağlayacak şekilde hazırlanan program dahilinde çalışmalar yapıyoruz. Kurum bünyesinde 12 kişilik sınıflarda etkileşimli eğitim sistemi uygulanıyor. Öğrencilerin günlük ders tekrarları, ödev çözümü ve kontrolü sağlanarak uygulanan testlerle bilgiler pekiştiriliyor. Okul sınavları öncesi konu tekrarı ve bireysel eksiklerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Deneme sınavlarıyla test tekniği kavrama becerisi verilerek Merkezi Sistem sınavlarında başarı sağlanması amaçlanıyor.

Kurumda ayrıca İngilizce eğitimi de veriliyor. Çeşitli etkinliklerle de öğrencilerin sosyal ve kültürel gelişimleri hedefleniyor. Örneğin bu yıl programımıza dahil ettiğimiz Ebru Sanatı dersi öğrencilerimiz ve aileleri tarafından çok ilgi gördü.

ÇOCUKLAR GELECEĞİMİZE YÖN VERECEKLER  

1989 yılında DEM Dershanesinde Kimya Öğretmeni olarak çalışmaya başladım ve Düzce’ye yerleştim. Düzce’nin o dönemde merkezi sınavlardaki başarısı Türkiye genelinde orta sıralarda idi. Depremden sonra hızla son sıralara doğru düştük. Bunda tecrübeli öğretmenlerin depremden sonra Düzce’den ayrılmalarının da etkisi var. Ancak Düzce’nin son yıllardaki başarısızlığının en büyük nedeni ailelerin eğitime verdiği desteğin azalması diye düşünüyorum.

Türkiye’nin ilerlemesinin yolu, yeni neslin iyi eğitim almasıdır. Vatansever her aile çocuğunun eğitimini önemsemelidir. Bizler katma değeri yüksek üretim yapamazsak Türkiye’yi gelişmiş ülkeler arasında görmemiz mümkün değil. Bunun için eğitim önemli. Örneğin sadece bir adet Amerikan ya da Kore malı ünlü bir marka cep telefonu satın almak için tonlarca patates satmalıyız. Dünyada fındık üretilen alanların yüzde 77’si Türkiye’de. Fındığı Türkiye’den, kakaoyu Fildişi Sahilleri’nden alan İsviçre, dünyanın en büyük çikolata üretici ve ihracatçılarından biri. Örnekleri çoğaltabiliriz. Burada hammaddenin işlenmesi önem kazanıyor ve tabii bunu sağlayacak nitelikli insan yetiştirmek. Bu açıdan baktığımızda çocuklarımız hem bizim geleceğimize, hem de ülkemizin geleceğine yön verecekler.

TEMEL EĞİTİM MİLLİ RUH İLE BAŞLAMALI

Temel eğitim, öncelikle milletine, bayrağına, devletine sahip çıkan nesiller yetiştirmeyi hedeflemelidir. Milletleri ayakta tutacak olan milli ruhtur. Milletlerin varlığı, ancak bu ruh ile geleceğe taşınır. Bu temel üzerine matematik, fen, sosyal bilgiler, dil ve bilim yeteneğini, müzik, sanat ve edebiyatı inşa ederek milli bir eğitim verilebilir ve fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, üretken, çalışkan, başarılı, cesur, kendine güvenen nesiller milli eğitimle yetiştirilebilir.

Japonya'da okula başlayacak çocuklara milli ruh şoklaması yapıldığını okumuştum. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirip, dev fabrikaları, teknoloji merkezlerini gezdirdiklerini sonra da Hiroşima ve Nagazagi'ye götürüp, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterdiklerini ve ileri teknoloji için çalışmazlarsa, bilinçlenmezlerse sonun felaket olacağını gösterdiklerini anlatıyordu.

Biz de çocuklarımızın, Türk milletinin bütün yokluk ve imkânsızlıklarına rağmen, sarsılmaz bir inanç ile neleri başarabileceğini göstermesi açısından tüm dünyaya örnek olmuş bir kahramanlık mücadelesi olan Çanakkale Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın, fedakar atalarımızın ruhunu benimseyerek eğitim hayatına başlamasını sağlamalıyız.

VELİ ÖĞRETMENLE, İDAREYLE DİYALOG İÇİNDE OLMALI

Çocukların kişilikleri, yönelimleri, ilgi alanları ilköğretim döneminde ortaya çıkar. Eğitim hayatlarının geriye kalan bölümünü de etkileyecek temeller bu dönemde oluşur. Aileler bu dönemde daha titiz ve dikkatli davranmalılar.

Aile, okul, çevre bir bütün halindedir. Aile bu bütünün en önemli parçasıdır, çünkü eğitim ailede başlar. Çocuğun iyi yetişmesi için aile elinden geleni yapmalı. Okul çağındaki çocuğun başarısında ve başarısızlığında en büyük pay öğrencinin velisinindir. Veli, çocuğunun kapasitesinden öğrenme isteğine, sınıftaki durumu, iletişimi, okul içi aktivitesine kadar öğretmenle, idareyle diyalog içinde olmalıdır. Yolunda gitmeyen bir şey varsa tedbir almalıdır. Kimlerle arkadaşlık kurduğunu, okul dışında vaktini nerede geçirdiğini bilmelidir. Özellikle ergenliğe geçiş döneminde çocukların davranışlarında değişiklikler olabilir. Bu okuldaki ve sınavlardaki performansını da etkileyebilir. Veli, elinden geldiğince sabırlı olmalı, baskı uygulamadan, iletişim kurarak, ilgilendiğini hissettirerek, gerekirse uzman desteği alarak çocuğunun sorunlarına çözüm bulmalıdır. Son dönemde velilerde artan bir duyarlılık var ama genelde “Üzerimdeki sorumluluğu atayım. Ben onu okula, kursa yolladım, görevimi yaptım” mantığı ile yaklaşılıyor.

ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI TAMAMLAYICIDIR

Temel eğitim sisteminde öğretmenlerin her öğrenci için yeterli zaman ayıramadıklarını, bireysel eksikliklerin tespit edilmesinin güç olduğunu, öğrencinin motivasyonu ve konsantrasyonunun tam olarak sağlanamadığını düşünüyorum. Özel Rota Öğrenci Etüt Eğitim Merkezi olarak biz de bu anlamda tamamlayıcı bir rol üstleniyoruz.

Özel Öğretim Kurumları da Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren kurumlardır. Yasa, yönetmelik ve yönergelerle belirlenen çalışma koşulları ve standartları vardır. Öğretim programları, çalışanları ve fiziki koşulları denetime tabidir. Müfredatı kafanıza göre belirleyemezsiniz, herhangi birini öğretmen olarak çalıştıramazsınız. Örneğin kamuda çalışan bir öğretmenin aynı zamanda Özel Öğretim Kurumlarında çalışması yasal değildir.  

Özel Öğretim Kurumları hakkında dikkat edilmesi gereken bir husus var. Düzce’de etüt merkezi adı altında çalışan merdivenaltı tabir edilen yerler var. Milli Eğitim Bakanlığından ruhsat verilmiş yerler değil. Her türlü istismara açık ortamlarda denetimsiz olarak faaliyet gösteriyorlar. Velilerimize hangi amaca hizmet ettikleri belli olmayan, resmi olarak hizmet vermeyen bu tür yerlere itibar etmemelerini öneriyorum. Nihayetinde çocuklarını emanet ediyorlar. Öğrencilerin ruh ve beden sağlıklarını önemsiyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı denetimlerle, belirlediği kaçak işyerleri hakkında kapatma işlemi uyguluyor. Velilerimizin ve öğrencilerimizin ileride mağduriyet yaşamamak için, kayıt yaptıracakları kurumların Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesinde yer alan listede bulunmasına dikkat etmeleri gerekiyor.

EĞİTİM SİSTEMİMİZDE MAALESEF ÇOCUKLAR YARIŞ ATI GİBİ  

Türkiye’de eğitim sisteminin düzene oturtulamayışı, merkezi sınavlarda sürekli olarak yapılan değişiklikler insanları telaş, panik, kaygı ve bilinmezlik içine sokuyor. Anne ve babalar bu sistemde çocuklarını sürekli diğer çocuklarla kıyaslama halindeler. Anne, babalar istiyor ki; çocuğum başarılı olsun, statü, mevkii sahibi olsun. Refah içinde yaşamak, gelir seviyesinin yüksekliği, toplumsal statüdeki yer v.s. Çocuğa genelde isteği sorulmuyor, anne babaların geçmişteki ukdeleri ile belirli kalıplar dayatılıyor. Çocuklar da yarış atı sanki. Veli de yarışa girmek zorunda kalıyor. Bu koşuşturmanın, bu yarışın, bu hırsın içinde çocuğun istediğinin ne olduğu dikkatlerden kaçıyor.

Aileler her çocuğun yükseköğrenime gitme zorunluluğu olduğunu düşünmemeli. Bu ülkenin işini iyi yapan insanlara ihtiyacı var. Mutlu olmadığın işi iyi yapamaz, o işin hakkını veremezsin. Çocuğun ilgi alanları, el becerileri, hayalleri belirleyici olmalı aslında. Bunu söylerken velinin kaygılarında, isteklerinde anormallik olduğunu düşünerek söylemiyorum. Ülkemizin koşulları hepimizi bu noktaya getiriyor. Bu yarışa dahil olmak gerekiyor. Doğru mu? Yanlış. Gerekli mi? Gerekli.

TÜRK MODELİ EĞİTİM SİSTEMİ YAPMALIYIZ

Eğitim sisteminde model kendimiz olmalıyız. Düşünen beyinleri bir araya getirmeliyiz. Artıları, eksikleri ortaya koyup, sistemi kendimize göre yeniden dizayn etmeliyiz. Milli Eğitim şurasında işi bilenleri bir araya getirip geçmişte uyguladığımız modellerden ders çıkarıp eğitimi tartışırsak, ideal Türk modelini bulup oturturuz. Bir daha da değişikliğe gerek duymayız.

Eğitim kalitesini yükselteceksek öncelikle sınıfta kalmayı geri getirmeliyiz. İlköğretimde sınıfta kalma sistemi olmadığından okullarda öğrenci hakimiyeti tam olarak sağlanamıyor. Öğretmen, hakimiyeti sağlamak için gereğinden fazla enerji sarfediyor. Nasıl olsa sınıfta kalma yok düşüncesinde olan öğrenci, dersleri yeteri kadar önemsemiyor, dersi sabote ediyor. Bu durum öğrenmeye istekli öğrenciyi de olumsuz etkiliyor. Öğretmene inisiyatif vermek gerek. Öğrenmek istemeyen öğrencinin domino etkisi yaratıp diğerlerini devirmesine engel olmak gerek. Öğretmen, enerjisini öğrencileri yetiştirmek için harcamalı, gereksiz konularla meşgul edilmemeli.

Maalesef ülkemizin merkezi sınavlardaki ortalamalarına bakınca içim kararıyor. Sınava giren adayların matematik ve fen bilgisi alanlarında başarı ortalaması %10 civarında. Sosyal bilgiler ve Türkçe’de ise %30’larda. İstatistiklere bakınca eğitim sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor.

ÖĞRETMENLİK GÖNÜL İŞİDİR

Türkiye’de eğitim sistemi neredeyse her dönemde sorunlu oldu. Oynaya oynaya başkalaştı. Biz eğitim sistemimize kaliteli öğretmen yetiştireceğiz. Vicdanı ile baş başa kaldığında vicdanının sesini dinleyecek namuslu kişiler, ahlaklı kişiler öğretmen olmalı. “Öğretmen, öğretirken öğrenen cahildir” demişti bir öğretmen ağabeyim. Öğrettikçe öğrenmeli ve vicdanını dinlemeli.

Öğretmenlik gönül işidir. Belli süreçlerin içine sokarak, bir insanı öğretmen yapamazsınız. Öğretmen öğrencinin eğitiminde aileden sonra en önemli unsurdur. Öğretmen, öncelikle öğrencisi için örnek insandır. İyi, düzgün karakterli, vicdanlı, ahlaklı insanlara ihtiyacımız var. Günümüzde bilgiye her ortamda ulaşılabiliyor. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenler, rolünün, etkisinin farkında olmalı.

Maddiyat bir yere kadar önemli olmalı insanın hayatında. Hırs haline gelmemeli. Şu da olsun, bu da olsun. Bunun sonu yok. Son döneme kadar bu mantıkta değildi insanlar. Öğretmen de insan sonuçta. İhtiyaçları, hevesleri var. Öğretmen, maddiyatı geri plana atabilen özveride olmalı ama hak ettiği yaşam koşulları da sağlanmalı öğretmenin.   

ÖĞRETMEN AKADEMİLERİ KURULSUN

Eğitim sistemimizde iyileştirme yapacaksak buna öğretmen yetiştirme aşamasından başlamamız gerekir. Öğretmen Akademileri kurularak, eğitim fakültelerini bitirenler öğretmen adayı olarak akademilere alınsın. Adaylar çok yönlü değerlendirilsin. Vereceği dersler, sınıfta nasıl davranacağını öğretilsin, hazır hale getirilsin. Bununla birlikte değişik performanslarla kişiliğine, duruşuna, davranışına, ahlaki değerlerine bakılsın. Yeterlilik belgesi alanlar göreve başlatılsın. 

İÇLERİ DOLU KİTAPLAR YAZMALIYIZ

Okullarda kaynak kitapların ücretsiz dağıtılması güzel bir uygulama. Sosyal devlet; vatandaşlarının sosyal durumlarıyla, refahlarıyla ilgilenmeli onlara asgari bir yaşam düzeyi sağlayabilmelidir. En temel ihtiyaçlardan biri olan eğitimin herkese eşit fırsat sunularak gerçekleştirilmesi gerekir. Maddi imkansızlıklardan okuyamama devri kapanmalıdır.

Eğitimde asıl amaç insan yetiştirmek, insani değerleri kuşanmaktır. Verilen kaynak kitapların bu temeller üzerine yazılmış olması gerekir. Her anlamda içi dolu kitaplar okutmalıyız. İlave kaynak kitap ihtiyacı duymamalı öğrenci ve öğretmen.

ÇOCUĞUNUZDA SINAV KAYGISINA SEBEP OLMAYIN

Öğrenci başarısını sadece sınav anında sergilediği performansı belirlemez. Sınav kaygısı, sınavda başarıyı düşüren en önemli nedenlerden biridir. Kaygı, bildiğini sınava yansıtamamaya neden olabilir. Burada öğrencinin sınava kadar geçirdiği süreç belirleyici olduğu için ailelere önemli sorumluluklar düşmektedir. Aile, sınav konusunu gündemde birinci sıraya alırsa çocuk ailesi için ders çalışması gerektiği düşüncesine kapılıp daha yoğun kaygı hissedebilir ya da ailesine tepki göstererek ders çalışmayı aksatabilir. Bununla birlikte sınavı önemsemiyor gibi davranmak ta yeterince gayret göstermemesine sebep olabilir. Dozu iyi ayarlamak gerekli.

Aileler çocuklarından beklentilerinde gerçekçi olmalıdır. Beklentiler ile çocuğun yapabilecekleri birbiriyle uyumlu olursa çocuk daha az kaygı yaşayacaktır. Çocuğa, kazanmak kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğu, hayatın sonu olmadığı anlatılmalıdır.

Çocuğunuzun başarısı için maddi-manevi fedakarlıklar yaparsınız ve karşılık beklemek de en doğal hakkınızdır. Ama çocuğunuz, gayret sarf ettiği halde eğer sonuç istediğiniz gibi değilse, elinden gelen o kadardır.

8. SINIFIN SONUNDA ÖĞRENCİYİ İYİ FİLTRELEMEK LAZIM

Meslek; kişinin geçimini sağlamak için yaptığı faaliyetler bütünüdür. Kişinin potansiyelini en üst seviyede kullanarak, ilgi ve yeteneklerini yansıtabileceği, sosyal ve psikolojik doyum sağlayabileceği hayata dair önemli bir seçimdir. Her çocuğun ilgi ve yetenekleri birbirinden farklıdır. Kimi daha akademik ağırlıklı bir eğitim almak isterken kimi özel yetenekleri ile doğru orantılı farklı bir eğitim almak ister. O nedenle çocukların kendi özelliklerini ortaya koyabileceği, akademik olarak gelişimine katkı sağlayacağı sosyal ve duygusal alanda da gelişebileceği okul ortamları sağlanmalıdır.

8. sınıfın sonunda öğrencinin iyi filtrelenmesi gerekir. Öğrencinin gideceği okulun seçiminde tüm kriterler değerlendirilerek yönlendirme yapmak doğru olur. Örneğin bir öğrenci, liseden sonra üniversite ile akademik eğitimine devam etmek istemiyor ve bir an önce iş hayatına atılarak çalışmak istiyorsa mesleki ve teknik liselerden birine yönlendirilmelidir.   

TEOG’DA ÖZEL 15-20 SORU SORULSUN

8. sınıfların sonunda yapılan sınavlarda ALES sınavlarında sorulan sorulara benzer özel 15-20 soru daha sorulsun. Bunları isteyen öğrenciler cevaplandırsın. O soruları cevaplayan öğrenciler Fen Lisesine gidebilsin. Yaratıcı gücü olan beyinler ayırt edilebilsin. Bu şekilde seçilecek bin tane öğrenci teknik üniversitelerin bünyesine verilip, bu öğrencilere proje bazlı bilimsel çalışmalar yaptırılsın. Böyle bir uygulamada ilave maliyet de oluşmaz.  

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...