Düzce Deyip Geçmeyin

Düzce Deyip Geçmeyin
, Gezi & Yorum
Ankara-İstanbul arasında seyir halindeyiz "Düzce" deyip geçmeyin. Mutlaka yolunuzu bu şirin ilimize düşürün. O zümrüt Karadeniz örtüsü altında keşfedilmeyi bekleyen çok hazine var.

Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a dönüşü derler ya o dönüşün de insani iklimden iklime ve farklı ruh hallerine taşıyan ayrı bir güzelliği vardır. Orta Anadolu bozkırından yukarı çıktıkça bitki örtüsünün değiştiğini, kavruk toprakların azar azar yeşillendiğini görürsünüz. Cankurtaran geçidini aşıp Gerede'ye doğru süzüldüğünüzde bozkırı hatırlatan hiçbir şey yoktur artık etrafınızda. Bolu, dağ havası ve zümrüt yeşiliyle Karadeniz'in kıyısında olduğunuzu iyiden iyiye hissetmeye başladığınız menzildir. Tünelden çıkıp, Kaynaşlı'ya doğru inmeye başladığınızda ise gümrah ağaçların, orman güllerinin, yabani sarmaşıkların, vadinin iki yamacını zümrütten bir şal gibi sardığı geçitten yol alırsınız. Nefesiniz açılır, yeşilin şehrayini, gözlerinizdeki puslu perdeyi kaldırır. Artık Karadeniz ikliminin her şeyiyle içindesinizdir. Sizi, Bolu Dağı'na tırmandırmadan düz ovaya ulaştıran bu geçidin bitiminde, Kaynaşlı ve Düzce levhalarını görürsünüz. 

Ankara-İstanbul yolunun tam ortasında, yeşilin her tonunun kucağındasınızdır. Kayınlar, gürgenler, kestanelerin omuz omuza sıralandığı tepeler gözlerinizi kamaştırır. Gökyüzünün rengine göre omuza sıralandığı tepeler gözlerinizi kamaştırır. Gökyüzünün rengine göre farklı tonlara bürünen bu zümrüt örtü kim bilir ne güzellikler saklıyordur deyip yolunuza devam edersiniz. Bence yola devam etmeyin. İçinizin sesini dinleyip o güzellikleri keşfetmek için rotanızı Düzce'ye çevirin. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.

İstanbul ve Ankara'nın tam ortasında yer alan Düzce, nüfusu 300 bini aşmış genç bir ilimiz. Deprem felaketinden sonra 81 plaka numarasıyla il yapılan Düzce, özel konumunun da yardımıyla hızla gelişmiş. İl olarak yeni ama tarihi çok eski bu şirin şehrimizin. Milattan önce binli yıllara kadar uzanan geçmişinde Roma ve Bizans'tan izler barındırıyor. Konuralp'te bulunan müzede büyük yer mozaiklerinden lahitlere şehrin antik döneme ait kalıntılarını ve tarihini görmek çok şaşırtıyor insanı. Düzce'nin eskiden beri muteber bir yerleşim alanı olduğunu anlıyor ve bu tercihe hak veriyorsunuz. İnsanlığın ortak aklı Düzce'yi yerleşmeye mahal bir yer olarak görmüş yüz yıllardır. 

Efteni GölüŞehrin cennet-aşa yeşilliği ve yumuşak iklimi hala insanları cezbediyor. Düzce dışarıdan aldığı göçlerle birlikte çok farklı toplulukların bir arada yaşadığı renkli bir kültür mozaiği oluşturmuş. Karadenizliler, Kafkasya halkları, Doğu ve Güneydoğu göçmenleri, Arnavutlar, Boşnaklar kendi yaşam biçimlerini koruyarak Düzceli olabilmişler. Bu çeşitlilik ve çok kültürlülük Düzce'nin en önemli kültür sermayelerinden birini oluşturuyor. Şehrin ürettiği ve sunduğu imkanlar da bu renklerin izini taşıyor. Şehre girdiğinizde, insan profiline dikkat kesildiğinizde, dükkanlarda satılan ürünleri gördüğünüzde bu özel bileşimin kimyasını daha iyi anlıyorsunuz. Çerkes tavuğu, Laz böreği, Arnavut ciğeri, Boşnak tatlısı Düzce'nin yerel mutfağını oluşturuyor dersem ne dediğimi daha iyi kavrayabilirsiniz.

Düzce'nin yemyeşil ovasına hayat veren Melen çayı, Efteni gölünden doğuyor. Evet, yanlış duymadınız; Düzce ilinin sınırları içinde, Melen gibi coşkun akarsuya kaynaklık eden bir göl var. Efteni Gölü aslında TEM otoyolunun hemen güney kenarında uzanıyor. Fakat göl havzasının giderek küçülmesi ve sazlıklarla kaplanması yüzünden seyir esnasında fark edilmiyor. Otoyol kenarındaki yüksek ağaç sırası da göl havzasının görüş alanımıza girmesini engelliyor. Yaklaşık 150 farklı kuş türüne ev sahipliği yapan bu göl, göçmen kuşların önemli uğrak noktalarından biri. Efteni gölüne dökülen küçük çaylar ise bu havzada birleşiyor, biraz soluklanarak Karadeniz'e soluklanarak Karadeniz'e yolculuklarını Melen'in gövdesinde sürdürüyorlar. 

Melen çayı Düzce'nin her anlamda hayat damarlarından biri. Hem tarımına can suyu veriyor hem de turizmine, İstanbullular için en yakın rafting imkanı da Melen çayı üzerinde yapılıyor.

Düzce'nin güzellikleri bunlarla sınırlı değil. Gölyaka köyündeki Güzeldere Şelalesi ve tabiat anıtı olarak tescillenen Samandere şelalesi, doğa tutkunları için bulunmaz manzaralar sunuyor. İlin Karadeniz kıyısındaki Akçakoca ilçesi yeşille kucaklaşan falezleri, plajları, mağaraları ve tarihi Ceneviz kalesiyle gezginlere çok şey vadediyor.

Netice-i kelam, Ankara-İstanbul arasında seyir halindeyseniz "Düzce" deyip geçmeyin. Mutlaka yolunuzu bu şirin ilimize düşürün. O zümrüt Karadeniz örtüsü altında keşfedilmeyi bekleyen çok hazineler var. 

Pınar Demir - Aksiyon

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...