14 Odalı Mutfak - Semanur Sönmez Yaman

14 Odalı Mutfak - Semanur Sönmez Yaman
, Gezi & Yorum
“Damağı Düzce’nin büyüsüne bırakmak”… Aşırı derecede iddialı görünse de son derece makul bir tavsiye bu. Zira Düzce mutfağı, 14 ayrı mutfağın bileşkesinden oluşuyor.

 

 

 

“Yolunuz Düzce’ye düşerse” diye başlar genellikle gezi yazıları…

 

Yolumuzun düştüğü kentte neler yapabileceğimiz, nereyi gezip, nerede ne yiyebileceğimiz anlatılır.

 

Ben bu sefer farklı başlamak istiyorum söze.

“Yolunuzun düşmesini beklemeyin; rotanızı planlı bir şekilde Düzce’ye çevirin ve kendinizi sıra dışı bir kentin büyüsüne bırakın.

 

Özellikle de damağınızı…”

 

 

“Damağı Düzce’nin büyüsüne bırakmak”…

 

Aşırı derecede iddialı görünse de son derece makul bir tavsiye bu.

 

Zira Düzce mutfağı, 14 ayrı mutfağın bileşkesinden oluşuyor.

 

Muhacirlere kucak açan, göçmenleri evlat edinen bir şehir Düzce…

 

Onlara barışı, kardeşliği öğreten; bu öğreti sırasında hiçbirinin karakterini değiştirmeye çalışmayan, hatta onların alışkanlıklarını, geleneklerini, damak tatlarını olduğu gibi koruyan bir ana…

 

Ee, böyle ananın mutfağı da, hem kendi çocuklarını, hem bütün Türkiye’yi doyurmaya yeter elbet…

 

Düzce mutfağını tanımak, anlamak için, önce Düzce’deki etnik kökenlere göz atmak gerek.

 

Kafkas kökenli Çerkes, Gürcü ve Abhazlar, Doğu Karadenizli Lazlar, Arnavutlar, Boşnaklar, Kürtler, Bulgarlar, Tatarlar, Manavlar, Kıptiler, Çingeneler, Pomaklar, Türkmenler ve onların alt grubu sayılabilecek küçük etnik gruplar…

 

150 yıl boyunca kendine sığınanları hiç geri çevirmemiş Düzce…

 

Onlar da cömertliğe, olağanüstü bir kardeşlikle karşılık vermiş.

 

Komşunun tavuğuna “kış” demek bir yana, koruyup kollamayı görev bilmiş Düzceli…

 

Gerektiğinde sofrasını açmış…

 

Ama kültüründen, özellikle de yemek alışkanlıklarından zerre kadar ödün vermemiş.

 

Bugün Düzce’nin köylerini gezerken, isimleri bile değişmemiş yüzlerce yöresel yemek karşılıyor bizi…

 

Gürcü köyünde malahto, Çerkes köyünde haluj, Laz köyünde melengüççeği pişiyor.

 

Arnavutciğerinin özel lezzetine mamursanın sürpriz yumurtaları eşlik ediyor.

 

Şıl böreği, mısır ekmeği, göbete mantısı, katlama, pırasalı Arnavut böreği ve daha nicesi…

 

Bilimsel bir dayanağım yok ama Düzce’nin yemek çeşitliliği açısından Türkiye’nin bir numarası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Her milleti kendi yemeklerini yiyor, pişiriyor… Püf noktaları, anadan kıza, nineden toruna, kayınvalideden gelinlere aktarılıyor.

 

Hiçbir etnik kökene ait olmadığı halde, ünü şehir, hatta ülke sınırlarını aşmış ortak bir yemekleri de var, Düzce Köftesi…

 

Köftenin kıyması, 5 ayrı etin birleşiminden oluşuyor. Köfteye özel tadını veren de bu karışım zaten. Her isteyenin evde yapması mümkün değil yani. Cezmi Usta’nın tarihi sayılabilecek mekânı, tarihi köfteyi tatmak için en iyi adreslerden biri. Yanında Düzce’nin tatlı şırası öneriliyor.

 

Düzce deyince, ekmekleri de es geçmemek lazım.

 

Odun fırınında saatlerce pişen yöresel ekmek, sıcakken harika.

 

Soğuduğunda daha farklı bir lezzet kazanıyor.

 

Büyük şehirlerin fırınlarda satılan beyaz hamur parçalarıyla uzaktan yakından alakası yok yani. 

 

Mısır ekmeği de, Karadeniz mutfak kültürünün vazgeçilmezi olarak baş köşede. Gürcü mutfağında hamuru sıcak suyla karıyorlar ve adı “Cadi” oluyor. Yanında en güzel katık, manda yoğurdu.

 

İlçe mutfakları, ilçelerdeki etnik yoğunluğa göre değişiyor.

 

Düzce’nin deniz kıyısındaki tek ilçesi Akçakoca… Sofrada tabi ki balık var. Mantarlı karidesi de balığı kadar lezzetli… Üstüne illa ki helva yenecek, fındık parçacıklı tahin helvası… Niye mi? Açıklama, Düzce’ye gelin giden Hülya Hanım’dan. “Tabi ki, balık öldüğünü anlasın diye…” “Ölünün ardından dağıtılan helva niyetine yani” diye açıklıyor benim gibi espriyi anlamakta güçlük çekenler için.

 

Düzce mutfağı mini bir özetle böyle.

 

Peki nerede, ne zaman, ne yemek lazım?

 

İşte birkaç öneri:

 

İstanbul’dan gidenler kahvaltıyı Gölyaka İlçesi’ne bağlı Hamamüstü Köyü’nde yapabilir.

 

Köy ürünleri, kızarmış organik biberler, incecik sarılmış asma yaprakları, tereyağı, bölge çiçeklerinin aromalarını taşıyan bal, dumanı üstünde ekmek ve bence hepsinden güzeli nar gibi kızarmış çerkes peyniri… Hellim peyniri gibi kızarıyor, üstelik onun kadar tuzlu değil. Ha unutmadan, kurutulmuş taze fasulye kavurması ve tereyağında pişmiş köy yumurtası sofranın baş tacı. Semaver çayı eşliğindeki bu kahvaltı, saray sofralarına değişilmez.

 

Kahvaltının üstüne içilecek en iyi şey, Türk kahvesi… Canlı müzik olarak sa, kuş sesleri…

 

Sonrasında şöyle bir gezintiye çıkmak, hatta mümkünse Güzeldere Şelalesinin yüzlerce basamağını inip çıkmakta fayda var.

 

Yoksa bu enfes yiyecekler, fazla kilolarımıza yeni gramlar olarak eklenebilir.

 

 

Güne uzun bir kahvaltıyla başladığınıza göre, öğle yemeğini biraz öteleyebilirsiniz.

 

Saat 15.00 uygun bir saat. Bu sefer önerim, Hasanbey çiftliği…

 

Temiz hava, bol güneşe, kuzuların sesleri eşlik ediyor.

 

Çiftlik evinde tarihi parçalar, açık hava müzesi hissi uyandırıyor insanda.

 

Yemek sonrası semaverde demlenmiş çaya, bol temiz hava ve doğallık eşlik ediyor.

 

 

Restoranlar, tesisler güzel ama Düzce’nin en yöresel tatları, tabi ki köy evlerinde pişiyor. Varsa bir eş-dost, uğramadan dönmeyin derim.

 

Hatta mümkünse ziyaretten birkaç gün önce haberdar edin onları.

 

Kim bilir, evin büyüğü bayram sofralarını şenlendiren fındıklı burma tatlısı açar belki.

 

Veya gelinlerden biri, “gök gürlemeden yenince 7 derde deva olan” goşeğin (kazayağı) salatası yapar şifa niyetine…

 

Çat kapı giderseniz de doyurmadan çıkarmaz sizi Düzceliler evlerinden. Türk, Gürcü, Muhacır, Abaza, Çerkes, Laz ayırt etmeden hem de…

 

Hazırda yemek yoksa bir çeşit muhlama olan Açemuka gelir önünüze. Yanına, hamsiyle yarışacak lezzette mısır unlu fasulye tavası. Üstelik hazırlaması çok kolay. Haşlanmış çalı fasulyesi mısır ununa bulandıktan sonra, balık gibi az yağlı tavada, tereyağıyla kızartılır. İlk fırsatta denemelisiniz.

 

Karadenizli değilseniz eğer, köyde etrafa iyice bakınmakta fayda var.

 

Bir serender (nayla) görün mesela. Hasat edilen mısırların bu küçük kulübelerde farelerden nasıl bir yöntemle korunduğunu köylülerden öğrenin. Kapıların önündeki gülleri, ballıcaları, köy yolunda yürürken arıların deli bal yaptığı orman güllerini (ağu) koklayın.

 

Sarp yamaçlardaki fındık bahçelerinde hasadın hangi şartlarda yapılabildiğini düşünün.

 

 

Ve son…

 

Gün 24 saat, eğer geceleme imkânınız yoksa bu güzelliklerle vedalaşma vakti.

 

Günübirlik kaçamak sonunda elimiz boş dönmeyin evinize.

 

Eş dost için, kabuğuyla kavrulmuş tuzlu fıstık,

 

Aileniz için Çerkes ve Abaza peynirleri,

 

Kahvaltı sofranıza acuka,

 

Akşam yemeği için Konuralp İlçesi’nde organik tarımla üretilen GDO’suz “Üskübü pirinci” alın.

 

Mısır unu ve köy ekmeğini de çantanıza yerleştirdikten sonra Düzce’den ayrılabilirsiniz.

 

Öyle uzun bir süre değil, en kısa zamanda yeniden gelmek üzere…

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...