Bir Orman Köyünün Göç Serüveni

Bir Orman Köyünün Göç Serüveni
, Gezi & Yorum
İnsanoğlunun göç serüveni, kendi tarihi kadar eskidir. Hz. Adem’den bu yana insan toplulukları, dini, iktisadi, sosyal ve diğer sebeplerden dolayı hayatlarının tamamını veya bir bölümünü geçirmek üzere coğrafyada yer değiştirirler.(1) Bu yer değiştirmeler, fiziki birikimlerin yanında aynı zamanda kültürel birikimlerinin de yer değiştirmesi anlamına gelir.

Akçakoca Kurugöl Köyü

Hayrullah Altay / sanatçı-yazar

Bu sempozyumda biz, Akçakoca Kurugöl Köyü kimliğinde, orman köylerinin göç serüvenini belki bir gazeteci gözüyle incelemeye amaçlıyoruz. Bu anlamda gerek imparatorluktan kopuşta, gerekse yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin şehirleşme sürecinde yaşanan göçlerin incelenmesinin, kültür dünyamıza ciddi katkılar sağlayacağını düşünüyorum.

 

 Köyün Tarihi

 

Kurugöl, Akçakoca’nın güney batı yönünde, şehre 12 km. uzaklıkta bir orman köyüdür. 

Osmanlı kayıtlarında köyün ilk adı Kurucagöl’dür. Osmanlı Devleti’nin birinci teşkilatlanma safhasında (1300 yılı başlarında) Bolu Sancak Beyliği kurulmuş ve Akçakoca; o günkü adıyla Akcaşar, on beş divanlı bir merkez olarak Bolu Sancak beyliği’ne bağlanmıştır. On beş divandan biri Kurucagöl’dür. (2)

1700’lü yıllardan itibaren Kurucagöl çeşitli sebeplerden dolayı terk edilmiştir. Nihayet 1880’li yıllarda Ordu’nun çeşitli bölgelerinden gelen kafilelerin yerleşmesiyle tekrar köy oluştu. (4)

İlk Göçün Sebepleri

 

Kurugöl’e yapılan göçlerde Osmanlı’nın Ruslara karşı yenilmesinin yanında açlık, kıtlık ve aileyi geçindirememe gibi sebepler etken olmuştur. 

Köye ilk gelen kafile, sonradan Biriktir soy adını alan Kahramanoğulları’dır. Ne var ki bu yerleşim, civar köylerin kısmen terk ettikleri arazileri kaybetmelerinden dolayı hiç hoş karşılanmamıştı.  O yüzden ilk gelenlere pek rahat vermemişlerdi. Bu durum, kafilenin önde gelenlerinden Kahraman Hoca adında yaşlı bir zatın Padişah Abdülhamit’ten ferman getirmesiyle kalıcı bir çözüme kavuştu.

Ekonomik Hayat

 

İş Hayatı

 

Hemen hepsi kırsaldan gelen Kurugöl’ün yeni sahiplerinin ilk yaptıkları şey, ailelerinin barınacağı mekânları oluşturmak olmuştu. Bölgenin en dayanıklı ve bolca yetişen ağacı kestane olduğu için, evlerin yapılmasında tamamen kestane tercih edilmişti. 

 

Bununla birlikte, kendilerinin ve hayvanlarının beslenme ve barınma ihtiyaçlarını tamamen kendi imkânlarıyla karşılamak durumundaydılar. Onun için araziler mısır, buğday, çavdar, darı, burçak gibi tahıl ekilerek değerlendirilmiş ve böylece ilk bacalar tütmeye başlamıştır.

Ekim, Dikim, Hayvancılık

 

Kurugöl’e yeni göçler geldikçe ihtiyaçlar da çoğalmıştı. Köy kurulduğundan, fındıkla tanışılması arasındaki kırk kırk beş yıl (1880 ile 1925 arası) Kurugöl için gerçek anlamda kıtlık yıllarıydı. 

 

Bu noktada kendir bitkisi imdatlarına yetişti. Bugün uyuşturucu üretildiği için devletin mücadele yürüttüğü kendir bitkisinin, giyim ve çeşitli demirbaş eşyaların yapımında önemli yeri vardı. Ayrıca aydınlatma aracı olarak kullanılırdı.

 

Arazilere ekilen tahılların nakliye işlemleri, tamamen insan gücü ile yapılırdı. Katır hayvanının iş gücünde kullanılması ise 1950’li yıllara tekabül eder. Daha sonraları 70’li yılların başlarında köye ilk traktör gelmiştir.

Fındıkla Tanışma

Kurugöl insanının fındık ile tanışması, ekonomik ve sosyal anlamda bir devrim niteliğindedir. Fındık işçiliği, 1970’li yılların ortalarına kadar tamamen insan gücüne dayanırdı. 1950’den sonra taşımacılıkta katırlar devreye girdi. 70’li yılların ortalarından sonra ise hem nakliye işinde traktörler yer aldı, hem de fındığın çotanaktan ayrılma işlemi için patoz makinaları geliştirildi. Böylece insan gücü asgariye indi. Toplama işlemi için önceleri Batı Karadeniz bölgesinden yatılı işçi gelirken, daha sonra Güneydoğu’dan işçiler gelmeye başladı. 

Dağcılık ve Açmacılık

 

Kurugöl halkının dağcılığını üç aşamaya ayırmak lazım. Birinci aşama, para gerektiren ihtiyaçların karşılanması için para kazanmak amacıyla yapılan dağcılıktır. 

 

Ormancılıkta ikinci aşama, fındığın ekonomik güç olarak algılanmasının ardından gelişen arazilere fındık dikimi işleminde karşımıza çıkan aşamadır. Orman kanunlarının gerek yazılı yasa, gerekse karar mercilerinin köylüden yana kararlar vermesiyle binlerce dekar orman arazisi fındık bahçelerine dönüştürülmüştür.

Üçüncü aşama, kesim motorlarının ve traktörlerin köylü ve dolayısıyla orman ile tanışma aşamasıdır. Etki süresi 80’li yıllarda kısa bir süredir ve belirli kişiler tarafından yalnızca ticari amaç güdülerek uygulanmıştır. O yıllar aynı zamanda şehire göç yıllarıdır. 

 

Zanaat

 

Yokluktan gelen insanların yurt edindiği Kurugöl’de zanaat denince elbette birtakım zorunlulukların geliştirdiği kabiliyetlerden söz etmemiz gerekir. 

 Kendir bitkisini hırkaya, halata, sicime, fanilaya, çul veya çuvala ve daha birçok ürüne dönüştürmek elbette el işçiliği yeteneğinin geliştirilmesiyle mümkündü. Ayrıca, ev yapımları için ustalık gerektiren incelikler vardı. Bunun yanında öküz arabası, arabasının parçaları, katırlara vurulan semer, ayağa dikilen çarık, vb gibi eşyaların hepsi köyde zanaatın zorunlu gelişmesine yol açan faaliyetlerdi.

Sosyal  Hayat, Eğitim ve Kültür

Uzun yıllar hayat mücadelesi veren Kurugöl halkının cami kültürleri, düğün, bayram ve cenaze gelenekleri, konuştukları dil, vb. gibi değer birikimleri, onları geleceğe taşıyan önemli manevi unsurlar olmuştur. 

Dil ve Konuşma Kültürü

Kurugöl’ü yurt edinen insanların tamamı Ordu’nun çeşitli bölgelerinden geldiği için, kullandıkları dil ve konuşma şiveleri birbirine benzer. Seslerinin tonu yüksektir. Bunun sebebi coğrafi şartlardır. Çünkü açık arazide insanlar sadece sesleriyle iletişim kurarlardı. Çok uzun mesafelere seslerini iletmek zorundaydılar. Birkaç nesil devam eden bu zorunluluk, zamanla bir alışkanlık halini almıştır.

Buraya, köy halkının kullandığı kelimelerden oluşan küçük bir sözlük aldık. Büyüklerin kullandığı bu dil, bugünkü kuşağın konuşma kültüründen tamamen uzaklaşmıştır.(8)

Alaf: Mısırı alınmış hayvan yiyeceği. Mısır sapının genel adı.

Bitemi: Bütün.

Difirik: Yerinde duramayan hareketli kişi.

Feşel: Haşarı çocuk.

Gübür: Süpürülebilir çör çöp

 

Mektep Eğitimi

 

Kurugöl’de mektep kültürü denince, caminin okuma için ayrılan bölümünde çocukların ve gençlerin dini eğitim almaları akla gelir. Mektepte hem dinin ilmihâl bilgileri alınır, hem de Kur’an okuması öğretilirdi. Mektep görmüş bir genç, kısmen usûl erkânı, büyüklere saygıyı, toplumda nasıl davranılacağını biliyor demekti.

 

1970’li yıllardan önce ilçe müftülükleri, köylerdeki dini hizmetlerin yürütülmesi için “hatip” adı verilen bilir kişileri görevlendirirdi. Hatip’ler, bugünkü cami imamlarının yetkilerine sahiplerdi ancak maaşları yoktu.

 

Okul Hayatı

 

Kurugöl’e ilkokul, 1964 yılında gelmiş, 1989 yılında ülke genelinde taşımalı sistemin yerleşmesiyle kapatılmıştır. Köyün merkezine okul yapılmadan önce birkaç ileri görüşlü aile, çocuklarını, okulu olan en yakın köy olan Kirazlı’ya (eski adıyla Yeniköy) gönderirler. 

 

Birçok yerde olduğu gibi Kurugöl’de de şehirlere göç başladıktan sonra öğrenci sayısında ciddi azalmalar olmuş ve 1989 yılında kurulan hükümetin taşımalı eğitimi başlatması sebebiyle, Kurugöl’deki 25 yıllık ilkokul eğitimi sona ermiştir.

 

Yemekler

 

19. yüzyılın sonlarında savaş korkusu ve açlık tehlikesiyle yollara düşüp Kurugöl’ü yurt edinen kafileler, gerçek anlamda yokluk yaşıyorlardı ve bu beslenmelerine de yansıyordu.

Ekmekleri, çavdar,  mısır, hatta  kabuğuyla beraber öğütülen fındıktır. 1970’li yılların ortalarında buğday unu önce mısır unu ile karıştırılarak, daha sonra da sadece buğday unundan ekmek yapılmaya başlanmıştır.

Bu sebepten dolayı Kurugöl insanının, kendilerinden sonraki nesillere “yemek kültürü” anlamında bırakabildikleri miras oldukça sınırlıdır. Bahçelerinde yetiştirdikleri mevsimsel sebzelerin yanı sıra doğada kendiliğinden yetişen bitkiler, sıradan besin kaynağı olmuştur. Bunun yanında et ve süt ürünleri, kümes hayvanları, yumurta gibi besin kaynakları ve kış için hazırlanan pekmez ve hoşaf gibi yiyecekler, Kurugöl insanının temel besin kaynakları arasındadır. Kendilerinin  geliştirdiği mısır unundan yapılan “mamalika” ve mısır ekmeği, tere yağı ve süt karışımı “öymeç”, öne çıkan yemek çeşitleri arasındadır.  

 

Bayramlar

 

Kurugöl halkının yaşantısında dini motiflerin daha belirgin olmasından dolayı bayramlarının bölge halkının nezdinde ayrı bir yeri vardı. Köyün bu özelliği Cuma günleri ve özellikle bayramlarda civar köylerdeki yetişkin insanları Kurugöl’e çekiyordu. Bayram namazından sonra cami avlusunda bayramlaşma mutlaka olurdu. Sonra herkes gelen misafirleri evlerine götürür, yemek yedirirdi. Daha sonra köyün üst tarafında Tepeköy denen düzlüğe çıkılır ve güreş organizasyonu yapılırdı.  Köyün ilk hacıları 1950’deki iktidar değişikliğinin ardından hacca gitmişlerdir. Hacca gidenler birçok köylü tarafından uğurlanır, gelişlerinde de büyüklere ve çocuklara çeşitli oyuncaklar getirirlerdi.

 

Düğün, Cenaze 

 

Kurugöl’de düğünler ve cenazeler, köy halkının bir araya geldiği sosyal hadiselerdendir. Çevre köyler tarafından uzun süre kabul görmemesi veya gelenek görenek farkı, Kurugöl halkını kabuğuna çekmiş ve bu durum kız alıp vermelere de yansımıştır. Bu yüzden akraba evliliği şehirlere göçün başladığı 70-80’li yıllara kadar sıkça görülür.

 

Eski geleneklerde gelin adayını aileler seçer, evlenecek gençler büyüklerinin seçtiklerine pek itiraz etmezlerdi. Düğünlerde baş isteklerden biri de mermiydi. Bir düğünde ne kadar çok mermi atılırsa, düğün sahibinin şan ve şerefinin o kadar arttığına inanılırdı.

 

Cenazeler de önemli sosyal olaylardandı. Çevre köylerden gelen insanlarla görüşülüp halleşilirdi. Mutlaka herkese yemek verilirdi. Cenazeler camilerden okunan salâlarla duyurulur; köylüler, köyde veya çevre köylerde duydukları cenazelere katılıma önem verirlerdi. 

 

Şehirlere Göç

 

Türkiye'de 1927 yılında insan nüfusunun yüzde 75,8'i köy ve beldelerde yaşarken 2009 yılına gelindiğinde bu oran tersine dönmüştür. Kurugöl’de bu oran yüzde doksan dokuzlara çıkıyor. Ancak şöyle bir farkla ki, fındık sezonu açıldığında, herkes köye gidip fındığını topluyor, bakımını yapıyor.

Göçün Sebepleri 

 

Bir orman köyü olan Kurugöl’de insanlar ekonomik güçlerini ele aldıkça, doğal olarak daha iyi şartlar aramışlar ve imkânları dahilinde, yakın ilişki içinde oldukları Akçakoca ve Düzce’ye göç etmişlerdir. 

 

 

Göçün Sosyo Kültürel Yansımaları

 

Olumlu Yansımalar

 

Kurugöl insanı, bugün fındığın şehirlere göçte itici güç olması dolayısıyla ekonomik anlamda oldukça rahatlamış ve orta sınıf toplum arasına girmeyi başarmıştır. Sosyal ve kültürel kazanımların yanında turizmde de elle tutulur neticeler alınmıştır. Kurugöl Kanyonu bugün Akçakoca’nın sıkça ziyaret edilen yerleri arasındadır.

 

Olumsuz Yansımalar

 

Akcakoca’ya ve Düzce’ye yapılan göçlerde, bazı alışkanlıklar da taşınmak istenmiş, bu isteğin şehir yaşantısıyla beraber getirdiği zorlukları bir süre göğüslenmiş, ancak kuşak yenilenmeleriyle bu alışkanlıkları hızla terk etmek zorunda kalınmıştır.

Fındığın ilaçlanması ve diplerinin temizlenmesi konusunda teknolojik yeniliklerin zaman ve imkân bahanesiyle Kurugöl halkının hayatına girmesi, toprağın ve içme suların özelliklerini kaybettirmiş, kimyasal yapılarını bozmuş ve fakirleştirmiştir. Elbette bu konu geniş çaplı bir çevre konusudur.

 

Sonuç 

 

Yeryüzünde hayat var oldukça göçler insanoğlunun kaderidir. Savaşlar, kıtlıklar, temel ihtiyaçların karşılanamaz hale gelmesi, terör vs. gibi sebepler her daim göç gerçeğini canlı tutmaktadır. Tarihin her safhasında olduğu gibi bugün de siyasi iradeler bu gerçekten hareketle orta ve uzun vadeli planlar yapmak durumundadırlar. Kendi kaderine terk edilmiş ve plansız gelişmeye maruz bırakılmış toplumların kaderi maalesef bu işi düzgün ve planlı yapanların ellerinde olmuştur.

 

Bu noktadan hareketle ülkedeki sosyal, coğrafi ve nüfus dengesinin  yerli yerinde olması, doğal dengeyi esas alan tarım, şehirleşme ve sosyal politikaların hayata geçirilmesi, toplum olarak geleceğe daha güvenle bakmamızı sağlayacaktır.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...