Sarıkaya Mağarası

Sarıkaya Mağarası
, Gezi & Yorum
Rota Saklıkent Yığılca. Yığılca’nın Sarıkaya Mağarası. Gideceğimiz mağara, uzmanlar tarafından defalarca incelenmiş; ancak daha ziyaretçilerin gezip görmesine açılmamıştı. Dolayısıyla içeride herhangi bir ışıklandırma olmadığını biliyorduk. Bu nedenle de geziye katılacak olan herkes yanına el feneri, kafa lambası almıştı. Hatta Mehmet ağabeyimiz el fenerlerinin önüne renkli jelatin kağıtları alarak farklı renklerle derinlik katan fotoğraflar çekmeyi planlamıştı.

16 Ocak 2016 günüydü. Fotoğraf sanatçısı arkadaşlarım Mehmet Oktay ve Can Ay ile birlikte Düzce Üniversitesi Turizm Araştırmaları Topluluğu (DÜTAT) Akademik Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Öznur Bozkurt hocamızı da alarak Akçakoca’dan hareket ettik. 

Yığılca’ya geldiğimizde saat 11 civarıydı. Daha önce haberleştiğimiz, Yığılca’lı fotoğraf sanatçısı dostlarım Savaş Candan ve Sercan Temizel’i de alarak yola çıktık. Doğancılar, Şabanköy, Gökçeağaç güzergâhından Sarıkaya Köyü’ne ulaştık. 11 kilometre yol gelmiştik. Köyün girişinde araçlarımızı park ederek, hemen sağdan aşağıya inen stabilize yoldan yürümeye başladık. Yaklaşık 700 metre yürüdükten sonra mağaranın girişine ulaştık.    

       İlk bakışta doğal ağaçlar ve sarmaşıkların önünü kapattığı mağara görünmüyordu. Mağaranın içine doğru küçük bir dere akmaktaydı. Yerel halkın Kokurdan diye adlandırdığı mağaraya akan suya da Kokurdan Başı Deresi diyorlardı. Bilmeseniz ve yanına kadar gitmeseniz o kayaların altında büyüleyici bir mağara olduğunu anlayamazsınız. İlk girişte, dışarıdan ışık alan bölümde, tavanda kırılmış sarkıt kalıntılarını görünce üzülmüştüm. Her mağaranın başına geldiği gibi burası da çeşitli amaçlar uğruna tahrip edilmişti. 

 

       Biraz ilerleyip 1 metre yüksekliğindeki alanı, eğilerek geçince birden karanlık bir ortamda kaldık. Işıklarımızı yakıp sağa sola baktıkça büyülenmeye başladık. Hiç tahmin etmediğimiz bir ortamla karşılaşmıştık.

 

       Her taraf yıllarca el değmeden oluşmuş sarkıt ve dikitlerle doluydu. Galeri o kadar büyüktü ki ışıklarımız yetersiz kalmıştı. Duvarlar da farklı farklı oluşumlar, tavanda yüzlerce, irili ufaklı sarkıt vardı. Hemen solumuzda içeri giren Kokurdan Başı Deresinin galeri içinde oluşturduğu şelalenin egzotik sesi ayrı bir hava veriyordu, sanki başka bir dünyadaydık. Halen oluşumu süren mağarada yerler ıslak, kaya blokları, kaya parçaları ve kumluk olduğundan çok dikkatli yürümek zorundaydık. Işıklarımıza rağmen şelaleyi görme imkanı bulamadık. Riskli olduğu için de çok yaklaşmadık. Hemen sağımızda bulunan sarkıt, dikit, duvar damlataşı ve örtü damlataşı fotoğraflarını çekmeye çalıştık. 

       İçeride 2 saat kadar kaldıktan sonra, turizme açılacağını öğrendiğimiz mağaradan çıktık. Her birimiz çok etkilenmiştik. Mağara ziyaretçilerin gezip görmesine imkan verecek şekilde açıldığında bölge için çok önemli bir turizm değeri olacağından şüphemiz yoktu. Herkes farklı oluşum ve görüntünün etkisinde kalmıştı. Ama bir o kadar da üzgündük; çünkü profesyonel fotoğraf makinelerimize rağmen istediğimiz görüntüleri alamamıştık. Işıklarımız yetersiz kalmıştı. Oysa mağara burada gördüğünüz fotoğraflardan çok daha büyüleyici ve etkileyici bir özelliğe sahipti. Adrenalin ve macera tutkunları için cazip bir yer olmasının yanı sıra hafta sonu stres atmak isteyenler için de muazzam bir imkan sunmaktaydı.

       Daha açık söylemem gerekirse, daha önce gördüğüm Zonguldak Gökgöl, Kdz. Ereğli Cehennem ağzı, Tokat Ballıca, Antalya Karain, Alanya Damlataş, Burdur İnsuyu Mağaralarından daha etkileyici ve farklı özelliklere sahip bu mağara açıldığında ülkemizin güzel tabiat değerlerinden biri olacaktır. 

       Dışarıda buluşup dönüş yoluna geçtik. Sarıkaya köyüne geldiğimizde birkaç köy sakini ile karşılaştık. Olarla yaptığımız sohbetlerde, mağaranın çok eski yıllardan beri bilindiğini, çobanlar tarafından yağışlı havalarda hayvanların sığınağı olarak kullanıldığını öğrendik. Hatta bir köylü şöyle anlatıyordu. Babam derdi ki; “Devletin adamları vergi için hayvanlarımızı almaya geldiğinde herkes hayvanlarını bu kokurdana saklardı” 

       Araştırmalarım sonucunda mağaraya defalarca girip incelemiş olan; mağara uzmanı Jeoloji Mühendisi Hamdi Mengi’ye telefonla ulaştım. Ondan aldığım bilgiler beni daha da etkiledi.

       “Mağaranın girişi 594 metre rakımda olup, toplam uzunluğu 717 metre, ancak gezilebilecek alan derinliği ise 151 metre. 

       Turizme açılması planlanan mağara için yapılan hesaplamalar şöyle: yürüyerek görülebilecek alan 230 metre. Bu 230 metrelik gezi alanı içinde 7 adet seyir terası bulunmakta. Mağaranın girişinden sonra eni 80 metre, boyu 90 metre, yüksekliği 15-40 metre arasında değişen bir galeri var (Biz bu galerinin sadece 20 metrelik kısmında sağ duvarlarda bulunan mağara oluşumlarını fotoğraflayabildik). Bu galeride her türlü damlataşı oluşumu bulunmakta. Galerinin ortasında derinliği yaklaşık 10 metre olan bir vadi var. Sarıkaya mağarasına akan sular, şelaleler ile küçük gölcükler oluşturmakta. 

       Daha sonra ise Büyük galeriye geçiliyor. Büyük galerinin içinde de bir kanyon bulunmakta. Büyük galeriden sonra geçiş çok güç. Oradan sifon ile sonlanan mağara Aksu Mağarasına geçiyor (Aksu Mağarası ise profesyonel mağaracılar dışında kimsenin giremediği, turizme açılması beklenen bir mağara).

       Yine Sayın Mengi’den dinlediğim bir başka anekdot ise; bundan birkaç yıl önce mağaranın içinde kaybolan iki genç. Kendisine haber verildiğinde, mağara tekniklerini kullanarak, birçok galeri bulunan mağarada iki genci ölmek üzereyken bulmuş. Mevcut haliyle mağaranın içinde ilerlemenin tehlikeli olduğunu bu olayın da bunu gösterdiğini anlattı.

       Güzel Düzce’mizin bir başka köşesine rotamızı çevirinceye kadar hoşçakalın.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...