"Ben Sanat Yolcusuyum"

, Söyleşiler
Uzun süre reklam sektöründe çalışan ve bir kitapla hayatı değişen, gazetemizin ve dergimizin yazarı Hayrullah Altay ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Yönelttiğimiz sorulara içtenlikle cevap veren Hayrullah bey kimsenin bilmediği sanat yolculuğunun detaylarını bizimle paylaştı.

Hattat sanatını yeni bir bakış açısıyla yorumlayan Hayrullah Altay

 

Bazı insanlar vardır kimsenin görmediği şeyleri görür ve onları kendi dilleriyle yorumlayarak insanların gözleri önüne serer. İşte bu insanlardan biri Hayrullah Bey. Hattat sanatına farklı bir bakış açısı getirerek eserleriyle bizi başka diyarlara götürüyor ve maneviyat duygularımızla sarıp sarmalanmamıza neden oluyor. Kendisini eserlerini sergilediği Sanat evinde ziyaret ediyoruz. Hayrullah Bey samimi bir şekilde bizi kapıda karşılıyor ve beraber sanatın nefes aldığı alana giriyoruz. Dört duvarında eserlerinin bulunduğu Sanat evinde öncelikle nereye bakacağınızı bilemiyorsunuz. Bir çok güzel eser duvarlarda sanki atan bir kalpmişcesine canlı ve bizi çağırıyor. Çok geçmeden bu sanat yolculuğa nasıl çıktığına dair detayları öğrenmek için kendisine sorularımızı yöneltiyoruz. 

Hayrullah Altay kimdir. Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Akçakoca Kurugöl Köyünde doğdum. 1959 yılında ilk okulun 4 yılını köyde okudum beşinci sınıftan itibaren Düzce Merkez'de eğitim aldım. Ortaokul, lise de Düzce'de eğitim aldım. Üniversiteyi ise o zamanlar yeni açılan Düzce Meslek Yüksek Okulu'na kaydoldum. Oradan da İnşaat teknikeri olarak mezun oldum. İnşaat teknikeri olarak çok iş aradım ama bulamadım. Bir süre İstanbul'da 6 ay mimarlık ofisinde kaldım. Fakat bu sektörde fazla kalamadım. hayat bizi sürükledi ve reklamcı oldum. Yaklaşık 20 küsur yıl reklam sektöründe çalıştım.

Reklamdan Hattat Sanatına geçişiniz nasıl oldu?

Asıl olay hattat sanatına karşı nasıl ilgi duymaya başladığım. Dindar bir aileye mensubum, dini kültürümüzde var. Ben de din konularına karşı hevesliyim. Camilerde hat sanatını da görüyordum. Bir gün yıl 2005'ti. Bolu'da devlet kitapları satan bir yere gittim. Kitap satın almak için. O zaman devlet kitapları çok ucuzdu. Piyasada 30 tl ise orada 3 tl idi. Orada mobilya sanatı tarihi adlı bir kitap ilgimi çekti. Kitabın giriş bölümünde bir hat vardı. O hat Nuh'un gemisini andıran bir hattı. O beni çarptı. Beğendim ama ne ben okuyabiliyorum anlamını ne de çevremde okuyabilecek biri var. Ben dedim bu yazıyı büyütüp tablo yapmalıyım. Tabi o sıralar şimdi ki gibi bilgisayar ve fotokopi makinası yok. Biz reklamcılar, camlara tersten altın yaldızla yazı yazardık. O teknikle o tabloyu yapayım dedim. Kareleme sistemi ile büyütme olayı var. O sistemle yazıyı büyüttüm. Bunu yapmak için tam bir gün uğraştım. Yaldızı çektim ve muhteşem oldu. Tabloyu yaptım ama hala ne yazdığını bilmiyorum. Onu ofisime astım. Sonra bir gün Arapça öğretmeni olan biri geldi. Bizim arkadaşın babasıydı. Ona "Hocam bunu yapıp astım ama burada ne yazıyor bilmiyorum" dedim. Eskiden uzun sopamız vardı. Sopanın ucunda da top vardı yazı yazarken elimiz kaymasın diye cama destekleyerek denge mekanizması yapardık. Hoca o sopayı alarak yazıya tuttu ve anlamını söyledi. Anlamı da şuydu; Ey kapıları açıcı olan Allah'ım bizim için hayırlı kapılar aç"  Ondan sonra yazıyı aynı teknikle altına Türkçesini ilave ettim. Hesapladım 18 adet üretmişim. O yazıyı beğenip heves ettiler tabloda Avrupa'ya gitti. 90'lı yıllarda İstanbul'da sinemaya gittim. Filmin devre arasında perdenin üzerinde duran tabloyu fark ettim. Işık yok, loş ışıkta minik bir fotoğraf makinam var oradan da tabloyu çekmem mümkün değildi. Kalemimi, kağıdımı çıkardım. Tabloyu oluşturan her bir parçayı ayrı ayrı çizdim. Eve geldiğimde istediğim ebatta kağıda bütün olarak oturttum. Sonra hangi maddeden bunu üretmeliyim diye düşündüm. Ahşaptan üretsem atölye lazım. Ben bunu reklam alanında da kullandığımız PVC ürünü ile yapmaya karar verdim. İlk yaptığım tabloda çok güzel oldu. Birden kafamda şimşekler çaktı. Ben o ilk yaptığım ürünü de bu teknikle yapabilir miyim diye düşündüm. Ufak bir falçata ile yapmaya başladım. Artık fotokopi de vardı. Onunla büyütme tekniği gelişmişti. Biraz daha büyütüp falçata ile çalışmayı yaptım. Çok güzel bir şey çıktı ortaya. Türkçesini bizim reklam tekniği ile altına yazdım. 

Sergi açmaya ne zaman karar verdiniz?

Artık reklam piyasasında olmaktan yorulmuştum. 2007 yılından sonra ben kendimi bu işlere vermek istedim. Hatlar için örnekler buldum ve bu işe eğildim. Şimdi Sanat evi olan bu yerde bir yakınım atölye olarak kullanıyordu. Dükkanı boşaltınca ben şimdiki yerimi sanat evi olarak açtım. 2007'nin Kasım ayında elimde 3-4 tane basit örnek vardı. Falçata ile üretiyordum. Ardından küçük bir bıçak bulunca daha detaylı çalışmalar gerçekleştirdim. Önüme bir hedef koyayım 2008 yılının Temmuz ayında bir sergi açayım dedim. 7-8 ay zamanım vardı. Ben yoğun bir şekilde çalışmaya başladım. Kış sezonunda 48 tane çalışmayla İnönü Parkı'nın yanında sergi salonu vardı. O zaman dedim ben ne yapıyorum. Bir şey yapıyorum ama ismini koyamıyordum. Bir zaman sonra 3 boyutlu hat çalışması adını verdik ve çok fazla ilgi gördü. İstanbul'dan bir antikacı gelmişti sergiye, bana sen kalıp çıkarıyorsun dedi. Bugün baktığımda Adapazarı'nda iki tane sergi, İzmit'te Gebze Center'da iki tane, Bursa'da, Karadeniz Ereğli'de Beypazarı'nda, Düzce'nin ilçelerinde toplamda 20 tane sergi açtım ve baktım ki bu bir yolculuk. İlk sergimde hatırlıyorum Öncü Tv gelmişti. Bana sordular kaç yıldır yapıyorsun bu işi. Dedim ki 20 sene önce farklı bir teknikle üretmiştim ilk eserimi şimdi de çalışmalarımı sergiliyorum. Ama baktım akşam haberlerde 20 yıllık hattat diye beni belirtiyorlar. Ertesi yıl açtığım sergide benim çalışmalarımı görenler beni hattat sanıyor ama hattat değilim. Sonradan öğrendim kat'ı diye bir sanat var. Kağıt kesme sanatı. Benim yaptığım iş geleneksel sanatlardan bir isim olacaksa o olmalı. Kağıt kesmiyorum başka bir malzeme kesiyorum. Bana şuan ne yapıyorsun diye sorarlarsa geleneksel kat'ı Sanatını modernize ederek hat icra ediyorum derim. Sanatı ben yolculuk olarak görüyorum. Ben kendime sanatçı diyemem. Öyle bir hadsizliğim olmadı. 

Çalışmalarınız da hangi mateyalleri kullanıyorsunuz?

Ben sanat yolunda ilerlerken bulduğum önemli şeyleri heybeme atıyorum. Benim her sergimde farklı bir adımım oldu. Son sergimde papirüs kağıdını yalın bir şekilde kullandım. Paspartu'yu da keserek işin içine katmayı bu sergimde uyguladım. Daha çok derinlik veriyor. Farklı renkleri kullanarak zeminlerin kaynaşmasını ilk defa uyguladım. Bunun dışında ebru kağıdını keserek tablolarda kullandım. 

Kat'ı sanatının devamı için çırak yetiştirmeyi düşünüyor musunuz?

Bu sanatı öğrenirken benim hiçbir ustam olmadı. Bu sanatı öğrenmeyi çok isteyen birisi gelirse gelir öğretirim. Bir gün sanat evinde oturuyorum. İki polis geldi. Tablolarımla ilgili merak ettiklerini sordular. Ben de hiçbir şeyi gizlemedim saklamadım tüm ince ayrıntılarını anlattım. İçlerinden bir tanesi ben çok heves ediyorum dedi. Bana bir örnek verir misiniz dedi. Bende yaptığım örneklerden verdim. İnat etti ve yaptı. İlk öğrencim o olsun isterim. Yine de kırk yılın birikimi aslında bu iş. Bende 30 yıllık bıçak kullanma alışkanlığı ve reklam tecrübesi var. Dini konulara vakıf olma var. Ciddi ciddi 10-15 kişi halk eğitime gidip bu sanatı öğrenmek istiyoruz deseler bende bildiklerimi aktarırım. 

İlerleyen zamanlarda nasıl çalışmalarınız olacak?

Bu ayın 10'u ile 15'i arasında Düzce tanıtım günleri var. Ondan önce Bursa'da büyük bir festival olacak. Bursa kültür sanat festivali yapılacak. Orada yer alacağız. Her birimize stant hazırlıyorlar. 5 gün orada olacağız. Balkanlar planım var. Oradan da haber bekliyordum. O haber geldiğinde asıl güzel şeyler o zaman olacak. Çünkü Balkanlarda Ramazan ayının tamamında şehirde olma gibi bir planımız var. Belki bir kaç tane tablomla gideceğim ama onun faydası çok olacak diye düşünüyorum. Bunun dışında her yıl bahar aylarında Düzce'de sergi açıyorum.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...