Asırlık terzi İsmail Dede ile Zaman tünelinde yolculuk

Asırlık terzi İsmail Dede ile Zaman tünelinde yolculuk
, Söyleşiler

Tarihî şehirleri, tarihî yapıları, tarihî eşyaları ve elbette tarihî insanları hep sevmişimdir. Şehirse farklı bir hayal âleminde dolaşmış, yapıysa içinde yaşanılmış hayatı gözümde canlandırmış, eşya ise farklı duygularla dokunmuş, insan ise farklı bir saygı ve ihtimam ile yaklaşmış, onların tecrübe âleminden kabımı doldurmaya çalışmışımdır.

 

O yüzdendir ki, Akçakoca’nın merkezinde bulunan ve tarih kokan mini dükkânlarının arasında bulduğum, doksanı aşmış yaşına inat her sabah dükkânını besmeleyle açıp akşam kepengini çekerken, kendisini rızıklandırdığı için Er Rezzak ismiyle Allah’a şükreden İsmail Toker Dede’yi hem kendim tanımak, hem de size tanıtmak istedim.

 

Yeni yapıların arasında yanındakilere hiç benzemeyen ve beni zaman tüneline, 1940’lı yıllara götüren terzi dükkânına yaklaştığımda, içeride kitap okuyordu. Selam verdim, 

“Dede biraz sohbet edebilir miyiz?” dedim, “elbette, buyur evlâdım” dedi. 

“Ama ben senin sesini de kaydetmek istiyorum, gazetede seni okuyuculara tanıtmak istiyorum” deyince, “ha öyle mi, kimlerdensin sen?” diye sordu. Kendimi tanıtınca da, başta dedem olmak üzere bütün ahirete göçmüş büyüklerimin onun müşterisi olduğunu öğrendim.

Vergi numarası 77

İsmail Dede 1924 doğumlu. İlk dükkânını 1943 yılında açmış. Vergi numarası 77. Eşi on üç yıl önce ölmüş. Çocuklarıyla ve torunlarıyla yaşıyor.

“Terzilikte ustanız kimdi?” 

“Benim yaşımda Hayrı Akın. Çuhallı çarşısında. Terzi Sefer  ve terzi Ali ile de çalıştım. 

Ünlü kimlere elbise diktiğini soruyorum, “kimlere dikmedim ki” diyor ve ekliyor, “bizim diktiğimiz elbiseyi şimdi Beymen dikiyor.”

“Peki İsmail Dede, burada iş oluyor mu, işler nasıl?”

“Hamdolsun” diyor, “iş olursa yapıyorum, olmazsa kitap okuyorum.”

Tam o esnada içeriye müşteri giriyor. İki adet çocuk pantolonu, bir adet mont, bir de büyük pantolon  çıkarıyor poşetten, tezgâha seriveriyor. Hepsinin fermuarları değişecek. Ayrıca büyük pantolonun paçası yapılacak. İsmail Dede, bir iki evirip çevirdikten sonra “yaparım” diyor, “şu fiyata olur. Mezure ile ölçüsünü alıyor ve müşteriyi gönderiyor.

 

Yardımlaşma kalmadı

Soruyorum.“ Peki, İsmail Dede, yaklaşık 75 yıldan beri Akçakoca’da esnafsınız. Kimler geldi, kimler geçti. O günlerin insanıyla bugünün insanı arasında bir karşılaştırma yapsanız ne dersiniz, ne gibi fark görüyorsunuz?”

Cevap: “O günlerde biz esnaflar daraldığı zaman birbirine yardım ederdik. Bugünün insanı parası varsa da faize yatırıyor, kimse kimseye yardım etmiyor. Benim Akçakoca’da yardım etmediğim esnaf pek azdır. Bir zamanlar iki kalfa, üç çırak, bir de ben, yıllarca çalıştık. Haftada beş takım elbise, on beş yirmi tane de pantolon dikerdim. 

Sizden eski terzi kimler vardı Akçakoca’da?

“Terzi Sıtkı vardı, Terzi Tevfik’in babası vardı, köylerden birkaç kişi vardı.”

Dünün toplumu ile bugünün insanını karşılaştırırsak ne dersiniz?

“Biz delikanlıyken bizden yaşlı adamların önünden geçmezdik. Eğer müsaade ederse, “geçin oğlum” derse geçip giderdik. Şimdiki gençlerde edep yok, haya yok, anlayış yok, saygı hiç yok.”

Peki, Dede, 90 yıllık hayattan ne anladın?

“Hiçbir şey. Bu günü bilirsin. Hz. Nuh(a.s)’a sormuşlar, ne kadar bilirsin, demiş ki, bir kapıdan girdim, öteki kapıdan çıkıyorum.”

Hiç sağlık sıkıntın oldu mu?

Beyin ameliyatı ve prostat ameliyatı oldum. Bir de ağır ütü kullanırken omuzumun damarlarım zedelendi, bir süre tedavi gördüm.

Nakşi ve Kadirî tarikatının Akçakoca kolu

Muhabbetimizin çoğunu tasavvuf oluşturuyor. Sözü döndürüp dolaştırıp dine, tasavvufa getiriyor. Hocası, Bolulu Hacı Muhittin Efendi. İrşat vazifesi vermiş İsmail Dede’ye.” Büyük evliya idi” diyor. “Diyanette çözemedikleri meseleleri hocama yazarlar, ondan cevap isterlerdi. Hem zahiri, hem batıni ilimlere vâkıftı. Yanına gidip huzuruna çıktığım zaman, sormak istediğim soruların yüzde seksenini dil ile sormazdım. O gönül diliyle anlar ve bana cevap verirdi. Ben onun Akçakoca temsilcisiyim. Nakşi ve kadiri tarikatının Akçakoca koluyum. Halen 20 30 kişiye Perşembe akşamları Periyodik dersler veriyorum. Düzce’den çeşitli hocalar, Akçakoca’ya zikir derslerine katılırlar.”

Belediye başkanlarını soruyorum, unutamadığı, renk vermiyor. “Hepsi de bir şeyler yapmaya çalıştı” diyor. Heykeli dikilecek biri yok yani.

 

 

 

Bu arada çay aklına geliyor. Çayları yudumlarken birden aklıma bir zamanlar Akçakoca’da herkesin tanıdığı meczup olan Mustafa Şaban’ı soruyorum. Mustafa Şaban evliyadan sayıldığı için ölünce Cumayanı’ndaki evliyanın yanına gömülmüştü.

 

“Mustafa Şaban’ı tanır mıydınız?”

 

“Büyük evliyalardandı. Keşfi açıktı. Her gün bana uğrardı. 1942 den beri tanırım. 

Meczuptu. Kuran-ı Kerim’i omuzunda taşırdı. Yeni bir elbise dikmiştim ona, ertesi gün baktım ki her tarafını yırtıp parçalamış, sonra da yama yapmıştı. Hep yamalı elbise giyerdi.”

 

“Kardeş, süt damlıyor”

 

Kaplan Dede dağındaki evliyayı soruyorum

 

“Onlar Cumayanı’ndaki Ahmet Dede ile kardeşti” diyor. “Akçakoca’daki Cumayanı mesire yerini bilirsiniz. Orada bir evliya camisi vardır. Eskiden Evliya Camisi’nin yanında, derenin karşısında Evliya mahallesi varmış. Akçakoca’nın yedi köyünden insanlar orada Cuma kılarmış. Ben oradaki hamamın musluklarının olduğunu biliyorum. Hamamı var, eskicisi var. 

 

Ahmet Dede o mahallede kunduracı, Kaplan dede ise dağda çobanmış. Bir gün Kaplan Dede şehre, kardeşini ziyarete gelmiş. Gelirken de hediye olarak koyunlarından sağdığı sütü gömleğine doldurup getirmiş ve kundura dükkânında önceden Ahmet Dede’nin astığı ateş dolu mendilin üzerine asmış. 

 

Bir kadın gelmiş kundura tamiri için. Kaplan dedenin kadının topuklarına baktığı anda, torbadaki süt damlamaya başlamış. Ahmet Dede, “kardeş ne oldu demiş, süt damlıyor.” Keramet gitmiş yani. Hocam derdi ki, dağdaki evliya ile şehir evliyası arasında çok fark vardır. Evliyalar ok’u atar, atmazdan cana batar.”

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...