Prof Dr. Doktor Mevlüt Pehlivan

Prof Dr. Doktor Mevlüt Pehlivan
, Söyleşiler
Düzce Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi  Obezite cerrahi konusunda otorite isimlerden olan Sayın Prof Dr. Mevlüt Pehlivan ile obezite cerrahisi, tüp mide ameliyatları üzerine sohbet gerçekleştirdik.

MEVLÜT PEHLİVAN KİMDİR?

 

Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde bir köyde dünyaya geldim. 1974 yılında babam köyden kente göç denen o olgunun içerisinde Ankara’ya geldi. Bir süre işçi olarak, daha sonra ticaret yaparak, hayatını kazanan insan babam . İlk, Orta, Lise öğrenimimi Ankara’da tamamladım. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum, ihtisasımı da aynı üniversitede tamamladım. 1998 yılının sonunda öğretim görevlisi olarak o zamanki adıyla AİBÜ Düzce Tıp Fakültesi’nde çalışmaya başladım. Yardımcı doçent, doçent ve son beş yıldan beri profesör olarak görev yapmaktayım. 

 

Bu bölgeye geldiğimizde üniversitenin ilk yıllarında Düzce’mizde; bölgemizde, zamanımız, yıllarımız, üniversitenin sağlık hizmeti anlamında ne ifade ettiğini insanlara anlatmakla geçti. Bir yere yeni bir şey geldiğinde, hafiften benimsenmediği de olabiliyor.  İnsanımızın “Orası araştırma hastanesi orada insanları araştırıyorlar” dediğini de gördük.

Ben mesleğe 1993 yılında, önce araştırma görevlisi olarak başladım,  22 yıldan beri genel cerrahım. İhtisasımın da yaklaşık 17. Yılındayım. Bugün, ben ihtisas aldığım noktada değilim. Çağ değişiyor, hizmet şekli, donanım teknoloji değişiyor.  Mesleğimin ilk yıllarından itibaren, teknolojiyi, güncel sağlık hizmetlerini kendi alanımda inceliyor, araştırıyor, kendimi sürekli güncelliyorum…

OBEZİTE CERRAHİ YÖNTEMLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİR MİSİNİZ?

2004 yılında bölgemizde ilk kez üst mide barsak sistemi ameliyatlarının, laporoskopik yöntemle yapılması benim başlatmamla gerçekleşti.  İlk reflü cerrahisini bölgemizde ilk ben gerçekleştirdim. Devamında, bu prosedürün sıkça yapıldığı dönemde, en çok ameliyat yapan cerrah olduğumu düşünüyorum.

 Geçen zaman içerisinde,  benim bu mide yemek borusu bölgesindeki cerrahi anatomiye hâkimiyetim o dönemde yavaş yavaş gündeme gelen şişmanlık cerrahisine daha rahat geçmemi sağladı. Bunu da uluslar arası toplantılara katılarak bu konudaki gerekli sertifikasyon programlarını takip ederek sağladığımı düşünüyorum. Hatta yaz tatillerimi tamamen bu işe ayırdım diyebilirim. Hala da öyle… Bir süre önce Avusturya Viyana’da yapılan dünya obezite cerrahisi kongresine katıldım ve Türkiye’de yapılan obezite cerrahisi toplantılarına sürekli katılıyorum… Kendimi güncel tutmaya çalışıyorum.

 Obezitenin 2006 yılından itibaren hareketlendiğini görünce özellikle o zamanki popüler ameliyat olan ayarlanabilir mide bandı ameliyatları yapmaya başladım. Söz konusu ameliyatları kişisel deneyimlerime göre yeterince sağlıklı bulmadım,  daha doğrusu ufuk göremedim. 

Daha sonra tüp mide ve gastrit bypass ameliyatları üzerinde çalışmaya başladım. Kişisel tercih olarak tüp mide ameliyatlarının uygun olan her hastada daha az zarar veren, gastrit bypass ameliyatlarına yakın sonuçları olan cerrahi olduğunu müşahede ettim.  Ki, bizim 2007-2010 yılları arasında bu yolda gitmemizin sonucunu şu anda görüyoruz. 

Tüp- Mide ameliyatları Dünyada en çok yapılan ameliyat, konumuna geldi. Bu alanın eskilerindenim ama yer yer özellikle yüksek teknoloji ameliyatlarının gerektirdiği özellikli malzemenin temini konusunda sıkıntı yaşadığım dönemler oldu. Somut bişey söyleyeyim. Kurumumuz, 2013 yılının Eylül ayından şu ana kadar toplu alım gerçekleştirmiş değil.  Gerçi onlara da hak veriyorum. İdarecilik de zor. Bir kurumu yönetiyorsanız kar da düşünülebilir. Buna rağmen, mevcut şartlarda yapabildiğimiz maksimum sayıda ameliyatı yapmış olduk.  Benim şahsi serimin bana gösterdiği en önemli avantaj ki; gelen hastalarımız bunu araştırarak geliyorlar. Çok şükür ki hasta kaybımız olmadı. Komplikasyonlarımız, Dünya standartları dışına taşmadı. Çünkü benzer işe başlayanların öğrenme eğrisinin erken döneminde çok fazla sayıda sorun yaşadığını şahsen müşahede ettim. Her zaman hastalarıma her zaman deneyim çok önemli tercihlerinizi deneyimden yana kullanın diyorum. Şimdilerde bu alanı takip etmeye de devam ediyorum. 

Morbit Obezite tedavisi değişebilen, güncellenebilen dinamik bir alan. Üzülerek görüyoruz ki önümüzdeki on yıl içinde tahminen 2 Milyon kişinin bu ameliyatı olması gerekecek gibi görünüyor. Gerçi bizim işimiz… Ama ben üzülüyorum. Bence kaynağı anaokullarından itibaren çözülmesi gereken bir sorun bu. İnsanımıza doğru yaşam ve doğru beslenme tarzını ilk yaşlardan itibaren öğretmemiz gerekiyor. İnsanlarımızın hayatının bir kenarına sportif faaliyet katmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mevcut verilerle obezitenin mevcut trendi devam ederse 2000 yılından sonra doğan her iki kişiden birinin tip iki diyabet hastası olacağını görüyoruz. Karşımızda çok ciddi bir sorun var. Kendi hastalarım ve genel dünyadaki seriler üzerinde gözlemlerin ışığında şunu söyleyebilirim; Morbit obezite cerrahisi, hala tek geçilecek bir tedavi şeklidir. Çünkü başarı şansımızı, hastaların beden kitle endeksine göre farklı kategoride görüyoruz. Süper obez dediğimiz Beden Kitle Endeksi 50' yi geçen hastalarda başarı şansımız cerrahi anlamda en düşük… Ama cerrahi yöntem olarak diğer yöntemlere göre en az 8 kat 10 kat ilerdeyiz. Dinamik alanda hasta uyumunun çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten insanlarımız hep böyle başkasının kendi sorunlarını çözmesine alışkın. Özellikle obezler için bunu nispeten söyleyebiliriz. Hep söylediğim bir söz var. Biz balayını garanti ediyoruz. Mutlu evliliği devam ettirmek hastanın kendi inisiyatifine bağlı. Ameliyatlar, erken döneminde kaçınılmaz bir şekilde kilo vermesini sağlıyorlar. Ancak hastalarımın tamamı ameliyatın erken aylarında, kazanmalarını beklediğimiz ölçülü miktarda yemek tüketip düzenli spor yapma alışkanlığını uygulamayabiliyorlar. Bence buna ihtiyacımız var. Biz bu alanda devam ettiğimiz müddetçe, kendimizi, kliniğimizi,  hem obezitenin cerrahi anlamda bütün yöntemlerini uygulayabilir. Hem de kendi hastalarımızda ya da başka merkezlerde ameliyat olmuş hastalarda oluşan sorunları revizyon cerrahileri ile ve yeniden ameliyatlarla çözebilir konuma taşımaya çalışıyoruz. Güncel kalmaya çalışıyoruz… Bu alandaki faaliyetlerimiz Haziran ayında başladı diyebilirim. Şimdilik çok fazla sayıda vaka olmasa da ikinci ameliyatlar birinciye göre daha fazla komplikasyon risk içeren yöntemler… Ama şimdilik biz bu alanda kabul edilebilir bir başarıyla yürümeye devam ediyoruz.

DÜZCE’DEKİ OBEZİTE SORUNU NE AŞAMADA?

Başlangıç döneminde Düzce’deki obezite durumunu anlamak zordu. Zira o zamanlar her ilden gelen hastalarımız vardı. Biz başladığımızda Düzce hastasını görmüyorduk. Başlattığımız programların ilerleyen aşamalarında Düzce hastalarını görüyoruz. Bu konuda benim tespitim yok.   Muhtemelen dünya standartlarında diyebiliriz.   Diğer illere göre hemen hemen aynı diye düşünüyorum.

 

AMELİYATTAN ÖNCE DİYET YA DA İLAÇ TEDAVİSİ UYGULUYOR MUSUNUZ?

Bize gelen hastaların hemen hemen hepsi daha önce, diyet, ilaç tedavisi gibi başka yöntemleri denemiş, ancak başarılı olamamış hastalar… Biz zaten bunu sorguluyoruz. Şu andaki mevcut yönetmeliklere göre beden kitle endeksi 40’ ı geçen hastalar bu ameliyatın adayı kabul ediliyorlar.  Beden Kitle Endeksi 35-40 arasında olup da şeker tansiyon kalp hastalığı gibi yandaş hastalığı olanlar da bu insidasyona giriyor ancak SGK Beden Kitle Endeksi 40’ ın üzerindeki hastalara cerrahisini kısmen katkı sağlıyor. Biz hastalara daha önce hiç diyet v.s. uygulamamışsa zaten öneriyoruz. Biz ameliyattan önce hastamızı herhangi hormonsal rahatsızlığı var mı yok mu diye; hastanemiz içerisindeki endokrinoloji bölümüne gönderiyoruz. Veya onların ilaç tedavisi ile görmek istediği hastalar olabiliyor. Oradan onay alıyoruz.

 Psikiyatriye gönderiyoruz. Hastanın bu zahmetli süreci atlatmak için ruhen ve bedenen bütünlüğünün olması gerekiyor... Yine psikiyatriden de hastanın genel ruhsal durumu hakkında “normal” kararını almaya çalışıyoruz. Bazen de işlem sonrası hastamız psikolojik sorunlar yaşadığında tekrar psikiyatriye tedavi için gönderiyoruz.

2.AMELİYATA HANGİ DURUMLARDA KARAR VERİYORSUNUZ?

Genellikle ikinci ameliyat kararını hasta kendisi veriyor. Ameliyat sonrası yaşadığı sorunları bizimle paylaşıyor. Hasta kimi zaman reflü benzeri sorunları yaşayabiliyor veya mide sorunları nedeniyle düzeltici cerrahiler gerekebiliyor. Tüp-Mide ameliyatı sonrası hasta yeniden kilo alabiliyor. Bu sefer kısıtlayıcı ameliyata emilim önleyici cerrahiler de eklemek durumunda kalabiliyoruz

Tıbbın ana kuralı “önce zarar verme ”dir. (Primum nihil nocere) bu felsefede bir tedaviyi hastaya en az zarar verecek yöntemle yapabiliyorsak, onunla başlarız ki bizim sıklıkla dünyada en çok yapılan tüp mide ameliyatı da bu anlamda bir ameliyattır. Tüp mide cerrahisi olsun, gastrit by pass cerrahisi olsun, yeniden ameliyat olmak isteyen hastalarda, hastayla birlikte planlayarak karar veriyoruz.

PEKİ, 2.AMELİYATTAN SONRA SORUN ÇÖZÜLÜYOR MU? YOKSA 3. BİR AMELİYATA GEREK DUYUYOR MUSUNUZ?

Dünya serilerinde, Beden Kitle Endeksi 50’ yi geçen hastalarda 5 yıllık ameliyat başarısı %60’tır. Beden Kitle Endeksi 40-45 olanlarda başarı şansı %100’lerdedir. Şimdi karşınıza Beden Kitle Endeksi %70-60-55’larda olan hasta geliyor. Bu hastalar hakikaten ruhsal bedensel, fiziksel olarak hiçbir aktivitesini düzgün yapamayan hayatından zevk almayan insanlar... Biz hastayı mevcut konumundan daha makul düzeye getirmeye çalışıyoruz. Çoğunlukla da iyi yol alıyoruz. Uzun vadede bu tür düzeltici cerrahiler hiç azımsanmayacak ölçüde gerekecek gibi görünüyor. Çünkü kendilerini kontrol etmek ve yemek alışkanlıkları konusunda 20 yıl sorun yaşayan hastalar olabiliyor. Biz buna “yeni hayat” diyoruz. Hastalarımız yeni hayata günlük spor aktiviteleri ve beslenme alışkanlıklarıyla adapte olurlarsa 40 beden hatunlar, üçgen vücutlu beyler şeklinde geliyorlar.  Obezite tedavisi bir süreç yönetimidir.  Nasıl ki diyet yöntemlerinde defalarca uyguladıkları halde yine verdikleri kiloyu tekrar alıyorsa, buna göre kat kat etkin bir tedavi cerrahi, ama cerrahi… Hastalarımız bu ameliyatı olmakla canlarını ortaya koyduklarının farkında olmalıdır. Herkes olayı 6 ay öncesi- sonraki fotoğraflar üzerinde değerlendiriyor. Bu yanlış, bu süreçte hastalarımızın saçları dökülebiliyor, zahmetli olabiliyor. Nasılsa ikinci ameliyat var diye bir yanlış algıya meydan vermek istemem. Kimsenin mümkün olduğunca bence ikinci ameliyatı olmaması lazım. Bunun yolu da hastanın kendisine cerrahinin sağladığı imkânı değerlendirmesinden geçiyor. Yıllar içinde bazı şeyler değişiyor. Biz de kendimizi yeniliyoruz. Elimizde %100 altın bir standart var diyemeyiz. Biz mevcut güncel tedavi imkânlarını uygulamaya çalışıyoruz.

ÜZÜLDÜĞÜNÜZ VE MUTLU OLDUĞUNUZ ANLARDAN ÖRNEK VEREBİLİR MİSİNİZ?

Ameliyathanedeyim: Ciddi bir panik oldu, refleks olarak koştum, ciddi kanamalı bir ameliyat vardı, dâhil oldum. Hamile bir hanımefendiydi. Bebeğini tahliye ettiler, kadın doğumcu arkadaşlar ellerinden geleni yaptılar. Karaciğerde meydana gelen yırtık vardı ben tedavisini uyguladım. Sonradan bu hastanın kendi öğrencimiz, kendi yetiştirdiğimiz evladımız olduğunu öğrendim. Üzüldüm.

Bir gün çarşıdayım telefonum çaldı. Beyin cerrahiden bir hocamız “risk ameliyatı yapıyoruz kanama olabilir gelebilir misin?” dediler. Derhal gittim.  Hasta gene masadaydı, çok hızlı bir şekilde açarak 2000 yılında; NATO bursuyla İngiltere’de bir çalışmam vardı orda öğrendiğim metodu uyguladım. Hastanın aortasını klempleyip kanayan bölgenin tedavisini kolaylaştırdım. Literatüre göre bu hastaların %50 si kaybediliyor. Zor ve nadir görülen bir vakaydı. Benim yaptığım ani manevrayla tedavisi yapıldı. Bu hasta da benim tanıdığım birisi gördükçe mutlu oluyorum.

MESLEĞE YENİ BAŞLAYANLARA YA DA ÖĞRENCİLERİNİZE TAVSİYELERİNİZ NELERDİR. 

Öğrencilerimiz zahmetli bir mesleğin içinde olduklarını bilsinler. Bizim müdahale ettiğimiz bazı vakalara, hastaların birinci derecede yakınları dayanamıyor.  Bizim meslek yorucu bir meslek, bir taraftan da herkes kendinin öncelikli olduğunu düşünüyor. Örneğin, mesai dışı bir gün kalın bağırsak ameliyatı var. Eşim aradı, oğlum rahatsızlanmış acile getirdim. Önce oğlumu asistanlara bırakayım dedim. Sonra düşündüm oğlumun beyin tomografisi çekiliyor. Ben diğer hastayı alamayacağımı söyledim. Parasını o gün iade ettik. Ertesi gün oldu. Servisi geziyorum. Cuma günü ameliyatını yapalım dedik. Düşündüm sonra “ya hocam dün oğlunuz rahatsızmış acilde sorun yaşamışsınız oğlunuz nasıl oldu?” diye sormadı dedim. Arkadaşlarım “Hocam ne sorması dediler benim ameliyatım neden yapılmadı diye bağırdı çağırdı” dediler. Bizim mesleğin halkımız tarafından mevcut algısında sorun olmaya başladı. Doktorların zekâsıyla alay etmeye başladı insanlar. Bizim kullanıldığımız hissine kapılmaya başladım. Mesela içerde önemli bir toplantımız var, içeri giriyor hocam bir tahlil gösterecektim diyebiliyor. Saatlerce beni beklediğini söylüyor. Servisi gezmişim, poliklinikleri dolaşmışım ya da ameliyattan çıkmışım sonra odaya gelmişim bir de beklediklerini söyleyerek sitem ediyorlar... Bizi masasında çalışan memurla karıştırıyorlar. Bir sürü randevu yöntemi olduğu halde gördüğümüz yerde bakmalıyız gibi düşünüyorlar. Bizim vicdanımızı sömürüyorlar. Ben şuna şahit oldum. Akşam saat 6 ameliyattan çıkıyorum, bütün gün ameliyattayım insanlar safra kesesi tahlili ellerinde benim peşimdeler… Bunlar yanlış bence… Biz cerrahi olarak başarılıyız ama olumsuz durumda da görmek istiyorum insanları. İyiyken iyi oluyoruz. Olumsuz durumda bize yükleniyorlar. Bizim mesleğimizi futbolculara benzetirim. Yıllarca gol kralı olmuşsunuz ancak bir gün gol kaçırıyorsunuz. En kötü futbolcu siz oluyorsunuz. Doktorlar bundan muzdarip. Tabii ki biz en iyi koşullarda tedbirimizi almak, kendimizi geliştirmek zorundayız. Düşünün malzeme olmamasının hesabını dahi bizden soruyorlar. Biz vesileyiz. Allahın takdirine kalmış.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...