Hayatta En Büyük Şansım Babam

Hayatta En Büyük Şansım Babam
, Söyleşiler
Düzce’de Vali Yardımcılığı yapan Selda Duran’la röportaj gerçekleştirdik. Duruşuyla, konuşmasıyla, ilgisiyle, kültürüyle, bilgisiyle gerçekten bu görevi hak eden, bunu gözler önüne seren bir kadın. Küçükken rol model alabileceği kadın Kaymakam yokmuş ama iyi bir ailesi ve doğru yönlendirmeler yapan bir babası varmış. Aile değerleri yüksek olan Selda Hanım görevinden ayrı olarak da güçlü bir kadın. Bizlere, bizim çocuklarımıza örnek olsun düşüncesiyle ve 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü vesile ederek kendisiyle görüştük. Selda Hanımı tanımak ve tanıtmak istedik.

“Kendinizi cinsiyet temelli tanımlamazsanız insanların böyle baktığını da hissetmezsiniz”

 

Düzce’de Vali Yardımcılığı yapan Selda Duran’la röportaj gerçekleştirdik. Duruşuyla, konuşmasıyla, ilgisiyle, kültürüyle, bilgisiyle gerçekten bu görevi hak eden, bunu gözler önüne seren bir kadın. Küçükken rol model alabileceği kadın Kaymakam yokmuş ama iyi bir ailesi ve doğru yönlendirmeler yapan bir babası varmış. Aile değerleri yüksek olan Selda Hanım görevinden ayrı olarak da güçlü bir kadın. Bizlere, bizim çocuklarımıza örnek olsun düşüncesiyle ve 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü vesile ederek kendisiyle görüştük. Selda Hanımı tanımak ve tanıtmak istedik.

Düzenli ve tertipli odasında yerlerimize oturduk, ekinezya çaylarımızı söyledik ve soru cevaptan daha çok sohbet şeklinde geçen röportajımıza başladık. Buyurun Selda Hanım sizinle;

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

1972 yılında Bilecik’te doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Bilecik’te okudum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandım, 1993 yılında Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldum. Sonrasında 4 yıl Ankara’daki öğrencilikten sonra Kaymakamlık sınavına girdim. Ben üniversiteye başladığımda henüz bayanların Kaymakamlık hakkı yoktu. Ben 3. sınıftayken bu hak verildi. Aslında açık konuşmak gerekirse çok hayalimde yoktu Kaymakam olmak. Bu durumun şöyle bir gerekçesi var, ben il merkezinde yaşadığım için rol model olarak Kaymakam görmemiştim. Bu çok önemli bir şey aslında, bir rol modelinizin olması. 

Görevde unutamadığınız bir anı var mı? Kadın olduğunuz için ön yargıyla yaklaşan kişiler oldu mu?

Her günümüz bir anı. O kadar çok kişiyle karşılaşıyoruz ki birçok şey yaşıyoruz. İnsanların şaşıracağı, güleceği, heyecanlanacağı şeyler bize normal gelmeye başlıyor. Ama bir yadırganma yaşamadım ben. Onu da şuna bağlıyorum, bu meslek biraz erkek mesleği olarak görülen bir meslek. Yıllarca hep erkeklerin yapmasının da bir etkisi var. Yapısı gereği toplumun her kesimiyle iç içesiniz, temsil makamı, daha çok erkeğe yakıştırılan bir meslek. Ama artık hukuk devletinde yaşıyoruz. Hepimiz aynı yetki ve özelliklere sahibiz. Siz kendinizi cinsiyet temelli tanımlamazsanız insanların böyle baktığını da hissetmezsiniz. İyi niyetli de olsa sempatiyle de olsa yadırgayanlar olabilir. Ben o gözle pencere açmadım ve onu hissetmedim. Türkiye’nin her yerinde çalıştım her yerde saygı gördüm. Bunun en iyi örneğini Ağrı’da yaşadım. Ağrı’da saygı, sevgi ve hürmet Batıdakinden daha yüksekti. Bu bakış açısıyla alakalı biraz. 

Kadın olmanın avantajı oldu mu?

Meslekte kadın olmanın avantajlarını yaşadım aslında. Toplumda sıkıntı varsa ailede erkekler iletir yetkililere. Ama ben makamda olduğumda bayanların daha rahat geldiği, çekinmeden derdini anlattığı bir ortam hazırlamış oldum. 

Aynı zamanda bir annesiniz. Anne olmanın getiri ve götürüleri ne oldu?

Ben işimi evime yansıtmıyorum. Yaptığınız iş kişiliği etkiliyor ister istemez. Toplumda herkesin farklı rolleri var, onları soyutlamak mümkün değil. Bizim meslek 8-5 yapılan bir iş değil özellikle Kaymakamlıkta. Mesleğimiz mesai saatlerine bağlı değil. Annelik konusuna gelince meslek hayatımın ilk döneminde anne olmadım. Mesleğin getirdikleri götürdükleri oturmuştu. Anne olduktan sonra biraz daha empati yapıyorum. Şefkat yönünüz artıyor. İlçelerde en çok öğretmen açığımız olurdu. Anne değilken bir öğretmenin doğum izni olduğunda eğitim öğretim aksayacak şeklinde düşünürdüm. Şimdi aynı durum yaşandığında anne olunca, acaba bakacak kimsesi var mı? Nasıl büyütecek diyorsunuz. Empati yapıyorsunuz. Mesleği yaparken çocuklara, yaşlılara daha merhamet ve sevgi duysanız geliyor. Annelik çok farklı bir şey. Her canlıya daha şefkatle bakıyorsunuz. Sadece kendi çocuğunuza yönelik olmuyor. Birçok şeye bakış açınız değişiyor.

Anne olduktan sonra hayatınızda değişen şeyler oldu mu?

Annelik aslında bana kendimi de tanıttı. Sabırlı ve özverili bir insan olduğumu anladım. Hayatımdaki birçok şeyin sıralamasını sorguladım. Meğerse ben ne kadar sabırlı ve fedakarmışım dedim. Normal şartlarda o kadar uykusuz kalamazsınız. Özellikle bebeklik zamanındaki yoğunluk dönemi için bana ne vaat etseler böyle bir yükün altına girmem. Bunun için göze alınmaz derseniz. Ama Allah insana öyle bir sevgi veriyor ki hiç düşünmeden kendi sağlığım ve canımdan önce çocuk derim. 

Yoğun iş hayatınızla birlikte bir annesiniz. Ama odanızda gördüğümüz kadarıyla kalabalık bir kütüphaneye de sahipsiniz. Nasıl zaman ayırıyorsunuz?

Günümüz 24 saat, devlet büyüklerimizin de 24 saat. Kendime vakit ayırabilmek adına klasik ev işlerinde bir takım destekler alıyorum. Onun dışında kitap benim için dinlenmenin tek yolu ve beni çok mutlu ediyor. Deşarj eden şeylerden biri. Bir kaç yılda bir, yer değiştirmek de sosyal hayatı kısıtlıyor. Yeni insanlar tanıyorsunuz ama kalıcı dostluklarınızdan uzak olabiliyorsunuz. Çok şükür telefonlar falan var. Her şeye istediğimiz yoğunlukta zaman ayıramayabiliyoruz ama dediğim gibi 24 saat kısa bir süre değil. Çok fazla uyumazsanız, fazla vakit öldürmezseniz. Ben televizyon izlemeyi çok sevmiyorum. Çocuğumla ödev yapıyorum veya oynuyorum. Aslında herkesin meşgalesi, sorumlulukları çok fazla. Bununla birlikte zaman öldürücü unsur çok fazla. 

Kadın cinayetleri ve kadına şiddet konularıyla ilgili fikriniz neler?

2015 yılında kadın cinayeti olmayan 10 ilden biri Düzce diye izledim haberler de. Aslında kadına şiddet veya erkeğe şiddet diye ayırmak sorunu çözmüyor. Şiddet bulaşıcı bir şey, şiddet gören şiddet uyguluyor. Kendimizi nasıl ifade edebildiğimizi sorgulamak lazım. Kendinizi sözle, işaretle ifade edemiyorsanız şiddete başvuruyorsunuz. Bütün dünyada şiddet var ve bunu sıfırlamayı başaran ülke yok. Birazda bizim yetiştirilme tarzımızdan geliyor. Kadın yetiştiriyorsa çocuğu, genelde kız çocuklarını daha edilgen, erkekleri daha otorite şekilde eğitiyor. Erkek çocuğu kavga edip geldiğinde hoşumuza gidiyor sanki. Şiddeti asıl üreten yer aile. Kadın şiddet mağduru ama kızını da buna boyun eğecek şekilde yetiştiriyor. Aile içinde şiddet varsa çocuk bunu görerek büyüyor. İlk önce aile içinde şiddet üretme mekanizması kırılmalı. Biz bunları çocuğumuza söylerken her akşam haberlerde, dizilerde, filmlerde şiddet uygulanıyorsa çocuklar şiddet mağduru oluyorsa, bunun ne kadar yanlış olduğunu söylemek havada kalıyor. Şiddet konusunda medya ayağı çok önemli. Artık bunlar sıradanlaştırıp, içselleştiriliyor. Dolayısıyla bu ortamda saldırganlığın önüne geçmek çok zor oluyor. Böyle bir durumda biz nasıl anlatabiliriz şiddetin kötü bir şey olduğunu. Toplum olarak daha çok hazır bilgiyle yetiniyoruz kitap okumuyoruz. Sadece kadına şiddet olduğunu düşünmüyorum. Çocuğa şiddet de var. Kadın cinayetlerini sıfırladık ama erkeklerin birbirine uyguladığı cinayet devam ediyor bu da olmaz. Kadınlara daha çok kadın olma sıfatıyla çok fazla uygulandığı için kadın cinayetlerinin üzerine çok gidiliyor. 

Göreviniz ve duruşunuzla güçlü bir kadın profili çiziyorsunuz.

Güçlü kadın nasıl olunur bilmiyorum ama aslında çok ekstra bir şeye gerek yok. Kendinizi değerli görmelisiniz. Aldığınız eğitimin, işgal ettiğiniz makamın hakkını verirseniz zaten gerisi kendiliğinden geliyor. Her şey insanın içinde başlıyor. Toplum beni nasıl görüyor acaba diye tereddütleriniz yoksa başarılı olursunuz. Özgüven çok önemli. Kadın erkek eşitliğine bakarsak, hiçbir coğrafyada mutlak eşitlik yok. Her zaman kadınların aleyhinde durum söz konusu. Bunun algısal ve yasal sebepleri var. Kafaların içindeki ön yargılar var bunları yıkmamız gerekiyor. Türkiye’de kadın erkek anlamında çok fark kalmadı, çok değişiklik yapıldı. Ailenin korunmasına dair konular var. Mevzuatta eksiğimiz yok. İçimizdeki ön yargıları, bilinçaltımızdaki eziklikleri kaldırmamız gerekiyor. Kadınların kendi koydukları setleri, kadın olmanın ezik bir şey olduğunu yok etmedikçe önlemek zor. Özellikle belli yaşın üzerindeki insanların oturmuş yargılarını değiştirmek çok zor. 

Toplumun ve ailenin ileriye gitmesi, ön yargılardan uzaklaşması için eğitimin hangi ölçüde etkili olduğunu düşünüyorsunuz?

Sadece bitirilen okullar cahilliği almıyor. Eğitim şart ama tek başına yeterli değil. Biz 3 kız kardeşiz ve ben ailenin en küçüğüyüm. Babam okuyamamış şartlar gereği. Ama babam zeki ve analitik düşünen bir insan. Zamanında kız çocuğu mutlaka okumalı, mesleği olmalı diyor. Ben babamın çok desteğini gördüm, bana çok güvendi. Babam aile içinde aldığı kararlarda benim fikrimi hep önemsemiştir. Beni çok teşvik etti özgüvenli olmam konusunda. Meslek seçimimde etkili oldu. Benim babam ilkokul mezunu ama belki de üniversite mezunlarını cebinden çıkaracak sezileri var. Benim böyle bir babam olmasaydı, ben bu kadar özgüvene sahip olamayabilirdim. Çok kontrollü ancak bir o kadar da özgür yetiştirdi. Sadece çocuğunu üniversiteye göndermek yetmiyor. 

Önemli bir göreve sahipsiniz. İş hayatınız, özel hayatınızı etkiliyor mu?

Biz toplumda kendimizi çok önemli görevlerde görmüyoruz. Ben görevimi kesinlikle küçümsemiyorum ama bize böyle sınıf atlatan bir yerde de değiliz. Geleneksel olarak mesleğim toplum tarafından saygı görüyor. Ben 1994’te başladım ve 22 yılım bitiyor. Ben kendimi görevimle, makamımla önemli hissetmedim. Selda olarak arkadaş çevrem, hobilerim, özel hayatım, salt ben olarak bir bütün olmalıyım. Bu işler gelip geçici yarın bir gün Allah izin verirse emekli olacağız. Ben bütün görevlerim bittiğinde bomboş halde bulmak istemiyorum kendimi. Etrafa yayılabilen o güç ve huzur ondan kaynaklanabilir. Ben kendimi unvansız olarak da seviyorum. Günümüzde iş, yaşam tarzını belirliyor. Ama kendini işe çok kaptırdığın zaman, başta kendin olmak üzere aileni, arkadaşlarını ihmal edince uzun vadede tatmin olamıyorsun. Günümüzde başarının tanımı da değişti. İş dünyasında görüyoruz. İşiyle birlikte sosyal yaşama vakit ayıran insanlar başarılı kabul ediliyor. Yoksa robot gibi çalışmak başarı getirmez. 

Hedefleriniz ve hayalleriniz neler?

Her meslek mensubu yukarısını hayal etmeli. Bu anlamda ben bunu gereksiz görmüyorum ancak benim felsefem şu, ben bulunduğum alandaki işi yapmayı seviyorum. Hırs biraz yıkıcı ve insanı tüketen bir şey. Ben bu işi severek yapıyorum. İyi yapmaya çalışıyorum. Beraberinde yarın üst makamı getirirse olabilir. Ancak önceliklerim arasında böyle bir beklentim olmadı. Belli bir sınavı olmayan bir şeyi çok somut bir hedef olarak koymak doğru değil. Ben burada olmaktan mutluyum. Düzce’de olmaktan mutlu ve huzurluyum.

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...