Atilla Gösterişli
Atilla Gösterişli atilla.gosterisli@hotmail.com

Kentli Olmak

Şehirler, ekonomik ve toplumsal etkinliğin merkezleridir. Dolayısıyla bir kenti değerlendirirken, o kentin coğrafi konumu, tarihsel kimliğinin yanı sıra, ekonomik ve toplumsal etkinlikleri ile bakmak gerekiyor. Çok genel anlamda, bireyler ‘tercih’ ettikleri bir kentte doğmuyorlar; ne var ki, kentin kaderinde etkin rol alabilirler. O yüzden kentlerdeki gelişim süreçleri süreklilik ile mümkün olabiliyor. Kentin yönetiminde söz sahibi olan, merkezi/yerel yönetimler tüm planlarını ve programlarını o kentin geleceği üzerine kurmalıdır. 

Yerel yönetimler inisiyatifindeki en önemli organ olan belediyeler bunun tipik bir örneğidir. Ülkemizde belediye yönetimleri 5 yıllık dönemler halinde hizmet vermektedir. Dolayısıyla en ‘dar’ açıdan belediye başkanları da programlarını 5 yıllık süreç içinde hayata geçirmeye çalışırlar. Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş, 2004 yılında yapılan yerel seçimde şunu belirtmişti “ Benim yapmak istediklerim 5 yılla sınırlı değildir. Ben en azından iki dönem, 10 yıllık yetki istiyorum”. Nitekim vaatlerinde yer alan birçok projenin süreci buna yönelikti. Gelişmenin temel kavramı süreklilikle ilintili olduğundan, doğrusu da budur zaten. Hele ki, deprem sonrasında, kentleşmenin dokularını yeniden oluşturan Düzce için gelişmenin tüm planlamaları kısa vadede değerlendirilemezdi. Alt/üst yapısı tamamlanmış, fiziki ve sosyal donatılarını sürekli geliştiren bir kentin gelecek vizyonu ile; bir doğal afetle tüm yapıları yıkılmış, alt/üst yapısı hasar görmüş bir kentin gelecek vizyonu aynı çizgi üzerinden geçmez. Düzce, en doğal haliyle, emekleyen bir şehir görüntüsü ile diğer kentlerin oldukça gerisindedir. Bugün de hala böyledir. ‘Devlette devamlılık esastır’ mantığı ile yerel hizmetler de aynı mantık içinde oluşturulabilmelidir. Siyasi ya da başka nedenlere dayalı, esastan uzak, çıkarcı ‘popülist’ tavırlar ve projeler kentlerin gelişme olgusunun önündeki en ciddi tuzaklardır. Bunun için, kentlerin gelişme süreçlerine, kentteki sivil inisiyatifleri, merkezi ve yerel yönetimlere paydaş etmek zorunludur. Bir kenti ‘ kentlilerle’ birlikte yönetmek esas olmalıdır. Yerel yönetimlerin kararlarının alınması ve uygulamasında halkın katılım kanallarının güçlendirilmesi, demokratik kültürün geliştirilmesi öngörülmelidir. Bu bakış acısıyla ülkemizde birçok kentte KENT KONSEYLERİ oluşturulmuştur. İlgili yönetmelik maddelerinde de bu net bir şekilde ortaya konmuş ve şöyle denilmiştir: “Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır. Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.” Belediyeler bu yönetim anlayışı içinde sürdürülebilir politikalarını oluşturabilmelidir. Bunun sağlanabilmesi için de yerel kalkınmanın sağlanması sürecinde, belediyenin görev ve sorumluluklarının layıkıyla yerine getirilebilmesi için belediye yönetimlerinde “etkinlik ve verimlilik odaklı yönetim anlayışına geçilmesi gerekmektedir. Misyonları, görev ve yetkileri ile kullandıkları kaynaklar bakımından tüm kamu yönetiminde olduğu gibi belediyelerde de etkinlik ve verimlilik büyük önem taşımaktadır. 

Facebook Yorumları

Yorumlar

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...